• Kendinizi mutlu edin, etrafınızda ki insanları anlamaya çalışın ve anlamıyorsanız bile kimseyle trtışmayın! Sizi küçümseyen, hakir gören insanları, hoşgörü ile hayatınızdan kapı dışarı edin. Sizi üzmelerine izin vermeyin, sizde onları üzmeyin. Her şeyin daha güzel olacağı bir güne merhaba deyin, daima sevgiden yana olun. Kendinizi sevin ve ona sahip çıkın, çünkü buna değer.

    Hüzünlü Palyaço
  • Bunların böyle hep sevgiyle, birbirlerine kırılmadan dalaşmaları Memedi umutlandırıyordu. Bu iki yaşlı insanın kurdukları dünya sonsuz bir sevgi, bir hoşgörü dünyasıydı....Memed şu iki çocuklaşmış insanı düşünüyordu. “Bütün insanlar böyle olsalar. “ diye geçirdi içinden. Kim bilir ne güzel olurdu şu dünya, şu insanoğlu.!
  • Işte ondan sonra kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilk öfkeleri bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum :Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? Oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onların bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörü ile karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum. Onları kıskanıyordum onları beğenmiyordum. Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı ; en çok buna kızıyordum.
  • Ünlü İngiliz filozof John Locke hakkında insan zihninin boş bir levhaya benzediğini ve onun doğuştan gelen hiçbir düşünce ve sezgiye sahip olmadığını, insanın deneyimleri ile bu levhayı doldurduğunu savunan "tabula rasa" önermesinin sahibi olduğundan başka hiçbir şey bilmedigimi itiraf etmeliyim. John Locke'un bu eseri ile karşılaştığımda düşünür hakkında artık bir şeyler öğrenmenin zamanı geldiğini düşünerek kitabı tereddütsüz aldım ve bu eserin yazarın ilk basılı eseri olduğunu öğrendigimde tesadüfen de olsa başlangıç için en uygun kitabı seçtigim kanaatine vardım. Bu eser aslında düşünürün Hollanda'da sürgündeyken teolog Philip van Limboorch'a dinsel hoşgörü hakkındaki fikirlerini acıklamak için yazdığı bir mektup. Locke bu mektupta daha sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 9. maddede de ifade edilecek olan düşünce, din ve vicdan özgürlügü ile ilgili maddedekine yakın görüşler ileri sürerek bir anlamda bu maddenin fikri öncülüğünü yapıyor. Düşünür özellikle dini hoşgörü üzerinde durarak özetle kendi dönemindeki İngiltere'deki tutumun aksine farklı Hristiyan mezheplerine ya da inanc ekollerine mensup insanların inancları dolayısıyla kovusturmaya uğramaması, onların can ve mal güvenliklerinin sağlanması ve onlara hoşgörülü davranılması gerektigini savunuyor. Çağına göre oldukca ilerici düşünceler ortaya koyan yazar malesef sahip oldugu bir takım önyargılar ve yanlış kabüller dolayısıyla günümüzde bu konuda geçerli olan standartlara ulaşamıyor ve bu yüzden yer yer hayalkırıklığı yaratıyor.
  • (Emel'in yatak odası. Coşkun ve Emel yatakta. Emel yüzükoyun yatar, Coşkun hafifçe ona dönmüştür. Yatağın yanında bir içki şişesi ve bardaklar durur.)

    Emel: Anlamıyorum. Şimdi nasıl kalkıp giyinip giyineceksin ve sanki hiçbir şey olmamış gibi o eve döneceksin. Anlamıyorum.

    Coşkun: (Döner, bardağındaki içkiyi bitirir): Kendini bilen insanın her zaman görevleri vardır. Saadet ninenin gömülmesi gibi. (Birden yataktan fırlar.) Aman Allahım! Geç kaldım.

    Emel: Şimdi gitmeni istemiyorum. Sıradan bir olayın sıradan kahramanları olmamızı istemiyorum. Biraz önce ölümün bile anlamını kaybettiğini söylüyordun.

    Coşkun (Emel'i seyreder): Şimdi yaşadığımı hissediyorum. İnsan hayata dönünce de önce korkuları yaşıyor.

    Emel (ağlayarak): Bir kahraman gibi davranmanı istediğimi anlamıyor musun? Beni alıp uzaklara götürmeni istiyorum Coşkun. İstiyorum ki bizim başımıza gelenler dünyada şimdiye kadar kimsenin başına gelmemiş olsun. Senden bütün dünyayı sarsan hareketler bekledğimi, bilmem nasıl anlatsam? Şu anda yaşadığımızın da bir oyun olduğunu düşünemez misin? Yazmaya cesaret edemeyeceğin kadar büyük ve müthiş bir oyunun kahramanı olabilirsin istersen. Düşün ki herkesin eline böyle bir fırsat geçmez.

    Coşkun (İçkisini içer): Şimdi müthiş oyunlarda insanların çaresizliği daha önemli yer tutuyor. (Bardağı dudaklarına götürür.) Kendimi yavaş yavaş öldürmeme izin verir misiniz?

    Emel: Merak etme, senin gibi korkaklara hiçbir şey olmaz.

    Coşkun: Bunu daha önce de söylemiştin (İçer.) Yeni oyunlarda korkaklar da önemli bir yer tutuyor. Belki bir gün..

    Emel (Ağlar.): Ben, bir gün istemiyorum. Ben şimdi burada kalmanı istiyorum. Ben yeni oyun filan istemiyorum; hayallerimi gerçekleştiren oyunlar istiyorum.

    Coşkun (Başını sallar): Özür dileirm bayan; sanata saygılı olmalıyım, insan gerçeğine saygılı olmalıyım. (Giyinmeye başlar) Ben gitmeliyim.

    Emel: Ben sanat istemiyorum (Ağlar) Bana yabancı gelen ıstıraplar çektiren sanatı anlamak istemiyorum. (Yalvarır gibi) Burada kalmanı sağlayacak bir sanat yok mu?

    Coşkun: Oyunları değiştirmek elimden gelmez, çünkü ben de oyunun içinde bulunuyorum. (Giyinmiştir). Benim gibi zavalı kahramanlar için biraz hoşgörü bekliyorum senden.

    (Eğilir, Emel’I öpmek ister, Emel direnir, sonar Coşkun’a sarılır. Coşkun ayağa kalkar, kapıya bakar.)

    Emel (Ağlayarak): Seni sevmiyorum!
  • 1536’da Porto Riko’da ilk hoşgörü evi açıldığından beri çocuk fahişeliği varlığını sürdürüyor...
    Eduardo Galeano
    Sayfa 166 - Sel Yayıncılık, Çeviri: Süleyman Doğru, 4. Baskı: Nisan 2017, İstanbul
  • Hiç kimse, hangi ruhanî görevle şereflendirilmiş olursa olsun, kendi kilisesinden ve inancından olmayan başka birini aralarındaki din farklılığı sebebiyle dünyevî mallarının bir kısmından veya özgürlüğünden mahrum edemez.