Utanç Duyuyorum, Fethiye Çetin’in en sarsıcı metinlerinden biri. Kitabın en güçlü yanı, samimiyeti. Çetin’in anlatımında en ufak bir yapaylık hissi yok. Anlattığı şeyler ağır, tarihsel olarak yüklü ve duygusal olarak zorlayıcı; ama dil hiçbir zaman abartıya kaçmıyor. Bu sadelik, metni daha da vurucu hale getiriyor. Okurken “edebi bir metin” okuduğunu değil, gerçek bir yüzleşmeye tanık olduğunu hissettiriyor. Cinayetin yargısının tutulduğu kişi de Agos Gazetesi'nin mükemmel ve çok değerli yazarı Hrant Dink olunca, bir başka odak ve dikkat hassasiyeti uyandırıyor kitap.
Anlatının merkezindeki “utanç” duygusu ise çok katmanlı. Bu sadece bireysel bir duygu değil; toplumsal, tarihsel ve hatta kuşaklar arası bir yük. Ermeni Tehciri gibi travmatik bir geçmişin gölgesinde şekillenen bu duygu, kitap boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Dava giden süreç, failler, infazcılar, infaz ettirenler ve sebepleri, tam bir kaos ortamı yaratıyor ve davanın görüldüğü süre boyunca yaşananlar, bu ülke hakkındaki önyargıları yargı olmaktan çıkarıp gerçeğe dönüştürüyor. Zaman zaman okuduklarıma inanamadım, satırları okumaktan utandım, yutkunmaktan çekindiğim zamanlar oldu. Bu utanç vesikası, bir ömür boyu devam edecek ve kara lekeler silinmeden çoğalarak her yeri kaplayacak. Ayrıca Çetin’in hukukçu kimliği de metne ayrı bir derinlik katıyor. Olaylara sadece duygusal değil, aynı zamanda etik ve vicdani bir perspektiften bakıyor. Bu da kitabı sadece bir anı ya da tanıklık metni olmaktan çıkarıp, daha geniş bir toplumsal sorgulamaya dönüştürüyor. Kitabın en değerli tarafı ise cesareti. Türkiye’de uzun süre konuşulmayan, hatta bastırılan bir meseleye bu kadar açık ve kişisel bir yerden yaklaşmak ciddi bir risk. Ama Çetin bu riski alıyor ve bunu yaparken kimseyi sloganlarla ikna etmeye