Hissedebiliyorsa, henüz tam olarak yenilmemiş demektir insan. Hâlâ üzülebiliyorsa, sevinebiliyorsa, şaşırabiliyorsa, kaybedecek bir şeyleri kalmış demektir. Oysa ben... oysa ben, ısı değiştirmemeye yemin etmiş ağır bir metal gibi: Kaskatıyım, fersizim; dokunsalar ağlamam, canımı alsalar bile. Bir zamanlar böyle miydim ben? Kalbim Orta Doğusu'ydu dünyanın. Tanımadığım insanların acısını, sevincini taşırdım yüreğimde.
…umut öylesine kırılgandır ki, sürekli yitmeye ve çözülmeye meyleder; bununla birlikte hiçbir zaman yok olmaz, radikal depresyon durumundaki acılı ve çorak hallerde bile hayatta kalır.
"Tutunacak hiçbir dalım yok. Beni anlamlı kılan hiçbir şey yok artık. Kendimi umutsuz hissediyorum: Keşke ağlayabilsem. İntihar edemeyeceğimi hissediyorum, ama bu, acımı ve kaygımı daha da derin ve sancılı kılıyor. İntihara umut bağlayabilsem, yakın bir ölüme bel bağlayabilsem, kendi ölümümü seçebilecek olsam, o zaman bu korkunç acıya daha kolay katlanırım çünkü acımın bir sonu olduğunu bilirim. Ölümden yana umudum yok. Bu umuda sahip değilim. Artık hiçbir umudum yok."