Acı, başkalarınınki olunca, duyulmaz elbet. Sevenleri, olsa olsa, acıyı çekeni anlamağa çalışır. Ne gereksediğini düşünürler. Acıyı çekenin gereksediğini verebileceklerse ne ala, yoksa çekilmeliler aradan. Avutmalar, acıyı "paylaşma"lar, boş şeyler. Güçlük, hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey yokmuş gibi davranmanın da olanaksız görünmesinde. Sakat olan kişi, başkadır. Onun karşısında ne yaparsak yapalım, nasıl bir tutuma karar verirsek verelim, yaptığımız yalan olacaktır, en azından, yanlış olacaktır.
Çünkü biz, onun gibi değiliz.
-zamanın hantal ilerleyişine ( biraz sitem, biraz şükür )-
Bir gün öncesinde akşam ne yediğimi sorsalar, duraksar beynimi yoklarım. Ne yedim diye? Cevap ya gecikir ya da ben dün bir şey yemedim deyip aradan sıvışırım…. Çünkü bazen;
Hatırlamak zor gelir basit şeyleri bazen de mühim şeyleri. Zaman istediğimiz gibi ilerlemediğinde hatırlamayı da durdururuz. Aynı kahvaltı sofraları, değişmeyen mutfak danteli, gözümün önünde duran yarısı bitmiş ekmek poşeti… bu döngü.. bitmek bilmeyeni, değiştirmeyen. Hızlı hızlı başa sarar sanarız. Ancak öyle yavaştır ki hayatımızda hiçbir şeyi değiştirmez. Umut ararsın, umut yetişemez ya da zaman çok yavaş ilerler ilerisine kaçar. Bu yüzdendir yaa biz umut ederken hep doğacak güneşe bel bağlarız. Ancak;
hantal yürüyüşlüdür benim zamanım. Bana benzer. En çok bana. Herkes için zaman kendisidir. Zaman benim cesaretimdir, mutluluğumdur, umudumdur, belki en çok korkumdur.
Zamanın hızlı hızlı ilerlemesi yok oluşuma yaklaştırır beni. Var oluşumdan keyif almadığımı sezerek. Fakat bu yakınlaşma ayaklarıma ağırlık çöktürür. Korkaktır benim zamanım yok olmaya da gelemez. Şükür
ama zamanım bana benzer bana ayak uydurur. Acı çekmek istediğimde yelkovanlar art arda yol alır yine hantalca, mutluluk naralarına eşlik ettiğimde de tam tersidir. Hızlı hızlı koşar.. Ben gibidir. Mutlu iken hızlı yürürüm, mutsuzken hantal…. İki bin yirmi iki yılı geçen üç yüz altmış beş gün ben hantal yürüdüm,
ama şükür yürüdüm.
Şimdi isterim ki akşam saat 8, ışıklı bir sokakta zamanın hantal ilerlediği, bir arkadaşın varlığında, ‘time time time ‘şarkısının nakaratında az biraz daha hızlandığı anı yaşayayım. Neden olmasın di mi? Zaman benim ne de olsa? Hoş gel, hoş gör beni yeni günlerim….
(there’s a light, in the sky ı know that all the days are passing by…
I draw