Düzenin çarkında ince ince öğütülürken buğdayın, un ufak olur hayalin. Eline bir zırh verirler boncuk işli. Bir hırs giydirirler demirden. Ayaklarında seni sıkıca tutan doğrular ve başında toplumsal yalanlardan bir miğfer. Her sabah giyinir yürürsün savaşa hazır.
Çok sevilmek için çok sevmek yetmiyormuş, deneyimledi. Biraz zaman geçince ve acısı hafifleyince O'nu sahiden bu kadar çok sevip sevmediğini bile düşündü. Onu mu seviyordu bu denli yoksa ona karşı hissettiklerini mi? Ne malum, belki de şarkıdaki gibiydi:
"Sen sandığım şey belki benim yüreğimdi?"
Onun güçsüzlüğüne utanılacak bir şey olarak bakmamak gerek; uçmak gereksinimi de güçsüzlükten kaynaklanmaz mı, uçmak bocalamak, kararsızca kanat çırpmaktan başka nedir?