Hüseyin Zengin

Düşünerek girilen kapı, yalnız sınıf kapısıdır. Şuna inanınız ki dünyada hiçbir fetih, kaderin sırrına vakıf olanlar için, sınıf kapısını açmak kadar şerefli değildir. Hizmetinde oldukları vazifenin ulviyyetine inanan öğretmenlerimiz kapılarını açarken, istiklâle ümid ve aydınlık getiren bir kapıyı açtıklarını hissettiler. Onların gururu, ümidi, kuvveti hep sîzlersiniz. Her dersin, dünyamızı bir tarafından aydınlatan lâkin hepsi aynı hakikatlara ulaştıran, varlık denen biricik meseleyi herbiri bir tarafından çözen metodlarında ruhlarımızın selâmete erdiğini hissettiniz. Hocalarımız size menfaatler vaadetmediler. Ufuklar aydınlattılar, yollar gösterdiler. Eğer bu yolculukda gayretsiz davranarak derslerimizi ihmal ettinizse suç sizin, acı onlarındır. Sefalet sizin ıztırap onlarındır. Bu acıyı şimdi onlar çekiyor, yarın siz çekeceksiniz. Muvaffakiyetlerinizin ise sevincini siz, onlar ve hepimizi mukaddes vazifeyi veren vatan paylaşacak.
Reklam
Kur’ân’ı İlâhî bir kalp sadâsı olarak anlayan ve dinin yalnız ve yalnız kalp terbiyesi olduğunu bilen mutasavvıflardır. Kendilerine şeriatçı diyen hocalar bir nevi âhiret polisleri gibi aramızda dolaşıyor ve dünyalıklarını bu âhiret sermayesiyle sağlıyorlar.
Hevesler ve hırslar bizi helâk ediyor!” Tüccar kazanç hırslarıyla sarhoş, gençlik dünya akımlarının peşinde, halk her akşam kendini eğlendiren bedbaht şarkıcının hayranı, okul çağındaki delikanlının kafası istikbalinin yüksek kazanç ve münasebetsiz maaş hesapları ile yüklü, profesör klinik ve özel üniversite ticaretinin hastası olmuş, kolejli kızını otomobille Avrupa seyahatına koşturan baba berberini de unutmuyor, eski hükümdar sofralarının israfı her umum müdüre, her büyük gölgeye peşkeş çekiliyor; başkasına değil, kendi kendimize zulüm olan bütün bu âfetlerin, bu musibetlerin temizleyicisi, ruhların kurtarıcısı olması lâzım gelen din adamı ise mâbedte ibadet pazarlığı yapıyor; bölük bölük olmuş herbiri bir taraftan, ilme koşan gençliğini taşlıyor.
Hürmetsizlik hayat mücadelesi sayılırken çocuk hürmeti nasıl anlasın? Küçüğün büyüğe olduğu kadar büyüğün de küçüğe karşı sevgi ile yüklü hürmet vazifesi olduğunu çocuk, hangi hayat denemesinden çıkarsın? Büyükleri tarihe, dine ve Allah’a saldırırlarken bütün büyüklükleri, gayeleri olan ideal büyüğe bağlayarak bu büyüklükler mertebelenmesi içinde kendi dileklerinin ve ideallerinin yerine hangi ruh kuvvetiyle, hangi içsel kılavuzu seçip insanoğlunun ezmek ve devirmekten başka sahada iradesini denemediği devrimizde, merhametin âlemi taşıran sonsuz lezzetini nasıl tatsın? Mitingler, ihtarlar, protestolarda yumruklar sıkılırken, kendi varlığını İlâhî merhametle sarıp kucaklayacak merhameti, ve insandaki egoisizmi bütün ömür boyunca azar azar eritecek feragat ve fedakârlık cevherini nerede bulsun? Nerede arasın?
Çocuğa yemişlerle hayvanların adları ezberletilip kendileri gösterilmekle, hayat tanıtılmış olmaz; sade bir takım şekiller ezberletilmiş oiur. Hem onları, çocuk yaşarken tanıyacaktır. Mektep bu hayata mânasını vermelidir.
Reklam