Eski Yunanlılar hiç bir zaman, ne başta ne de daha sonraları, Hindistan'daki ya da Mısır'daki gibi toplum içinde önemli bir yeri ve ağırlığı olan güçlü bir rahipler sınıfı tanımamıştır. Yunanlı rahipler, genellikle, özgür düşüncenin ve felsefenin gelişimine karışmamışlar ve bu süreci ne Mısırlı rahipler gibi baltalamışlar ne de Hintli rahipler gibi önemli katkılarla yönlendirmişlerdir.
Konfüçyüs'ün öğretisinin özünü Yüce Bilgi'deki (Ta Hsüe) şu ünlü parçada buluyoruz:
"Eskiler, erdemin ışığıyla ortalığın aydınlanması için önce devlet işlerini yoluna koyarlardı, devlet işlerini yoluna koyabilmek için önce ev işlerini yoluna koyarlardı, ev işlerini yoluna koyabilmek için önce kendi kendilerine çekidüzen verirlerdi, kendi kendilerine çekidüzen verebilmek için önce kendi içlerindeki düzeni yoluna koyarlardı, kendi içlerindeki düzeni yoluna koyabilmek için önce düşüncelerini yoluna koyarlardı, düşüncelerini yoluna koyabilmek için ise önce bilgi eksikliklerini giderirlerdi."
Hint Cermen kökenli dillerdeki birbirinden açıkça ayrılabilen özne, nesne, yüklem, ad, sıfat ve fiil gibi dil öğelerinin belirlenmesi ve incelenmesiyle Yunanistan'da ve Batı'da gelişen dilbilgisinden (grammatik) türemiş olan mantığın (logik) Çin'de gelişmesi olanaksızdı ve nitekim orada mantık diye bir bilim gelişmemiştir.
Felsefi düşünceleri kızıştıran ve düşünce kıvılcımlarını çaktıran görüşlerin, bakış açılarının ve savların çatışması, tartışması, ölçüşmesi olmayınca, klasik dönem sonunda bir durgunluk görüldü. Bu durum toplum yaşamına, kast düzeninin daha da katılaşması ve düşünce yaşamına, katı ve tartışılmaz görüşlerin ve dışa kapalı akımların çoğalması biçiminde yansıdı.