Hüseyin Gürer

Hüseyin Gürer
Makine Mühendisi
Yüksek Lisans
Konya
14 Kasım 1997
505 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
“Hiçbir tiyatronun oynamak hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun.“
10/10
·120 syf.·
2021 3. kitabı
“Hiçbir tiyatronun oynamak hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun.“ Kitap kapağını araladığınızda karşınızda beliren o söz öbeği. Wolfgang Borchert’i biraz tanımamız gerekli aslında başlangıçta. Dünya tarihinde en çok acının, sefaletin ve yıkımın yaşandığı; insanoğlunun kana susadığı 20. Yüzyıl döneminde dünyaya geldi. İkincisinin gerçekleştiği dünya savaşına katılanlardan biriydi o da. Alman yazarın “yıkım”a katılması ise yirmi bir yaşındayken olmuştu. Rus cephesine yollanan Borchert, “Savaşın insanlık kadar Alman milletini de felakete sürükleyeceğini anlamış, bu savaşı bütün dünyaya bulaştıranların sorumluluklarını anlatan yazıları yüzünden divan-ı harplere çıkmıştı (Tahir Alangu). ” Gençlik yıllarını hapishane ve savaş döngüsü arasında geçirip duran yazar, savaş sonrası serbest kalınca tiyatrolarda yönetmen yardımcısı olarak çalışmıştı. Yirmi altı yaşındayken sağlığının giderek kötüleşmesi sebebiyle yatırıldığı hastanede hiçbir eserinin basımını ve çevirilerini göremeden dünyadan ayrılmış. Eserin başkarakteri Beckmann Sibirya’dan savaştan yeni dönmüş bir asker olarak karşımıza çıkmakta. Olay örgüsünün başlangıcı evine dönen askerin karısını yatakta başka bir adamla görmesinden dolayı kendini Elbe Nehrine bırakmasıyla başlıyor. Üst üste yaşadığı yıkımlardan sonraki bu intihar girişiminde Beckmann ile nehir arasında şöyle bir diyalog geçiyor: “Ben uyumak istiyorum. Ölü olmak. Bütün ömrüm boyunca ölü olmak. Ve uyumak. Nihayet rahat bir uykuya kavuşmak. On binlerce gece uyumak.” Eserdeki karakterlerden birisi ise “Öteki”. Hani şu hepimizin bildiği kişi. Hiçbir zaman kurtulamadığımız iyimser kişiliğimiz. Vazgeçtiğimizde tekrar dene diyen, en koyu karanlıklarda lambayı gören iyimser bir ses iç sesimiz var ya işte o. Beckmann ile diyaloglarında onu hep yaşamaya
Kapıların DışındaWolfgang Borchert · Can Yayınları · 20217,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·255 syf.·
2020 11. kitabı
Eric Arthur Blair ya da birçoğumuzun popüler eserlerini tattığımız ismiyle George Orwell. Eserin önsözünde yazarın ruh halini daha iyi anlayabilmemiz için şöyle der: "Cezasını çekmem gereken çok ağır bir suç yükü içinde bulunduğumun bilincindeydim. Kendimi batırmak istedim ,hemen ezilenlerin yanına inmek, onlardan biri olmak, onların safında ve zorbaların karşısında olmak istedim." Eser Paris'te bir otelde kalan, İngilizce dersleri vererek hayata tutunmaya çalışan karakterin betimlenmesiyle başlamaktadır. Yoksulluğun hüküm sürdüğü zaman ve mekan örgüsü içinde farklı karakterler ve onların anlatımıyla başlarından geçen, okurken zaman zaman insanın içini acıtan yaşanmışlıklar vardır. Ana karakterimiz, (tartışmalar her ne kadar sürmeye devam etse de otobiyografik bir eser olarak ele alırsak) Orwell, o dönem Paris'in en kötü yerlerinde kalır. Açlıkla mücadele eder, eşyalarını rehin olarak vermek zorunda kalır. Eline geçen parayla yalnız karnını doyurup, tütününü alabilir. Bir dostu sayesinde iş bulur ve bulaşıkçılık yapmaya başlar. Dönemin lüks otellerinden birinde bodrum katta, sıcaktan bunalmış bir biçimde, çoğu zaman hakkını alamayan bir karakter çıkar önümüze. Dönemin çalışma şartları eleştirilir, çalışanların sosyal hayatının olmadığı irdelenir. Günlük 4-5 saatlik uykudan arta kalan zaman diliminde karakterler sürekli çalışarak iş hayatı içinde boğulurlar. Daha iyi bir yaşam umuduyla Londa'da ki bir dostuna mektup yazarak iş bulmasını ve bir miktar borç vermesini ister karakterimiz. Aldığı borçla eşyalarını rehin alınmaktan kurtarır ve Londra'ya doğru yola çıkar. Londra'da da işler umduğu gibi gitmemeye başlar. Dönemin dilencilerinin, yoksul insanlarının ve eserdeki tabiriyle berduşların konakladığı konukevlerinde kalmaya başlar. Bu konukevleri insanların az bir ücret
Paris ve Londra'da Beş ParasızGeorge Orwell · İthaki Yayınları · 20048bin okunma
10/10
·312 syf.·
2020 5. kitabı
Honore De Balzac eserde bizlere 19. yüzyılın Paris'ini anlatmakta.Paris insanının hırsları,zaafları,gösteriş merakı yansıtılmakta başlıca. Romanın ana karakterleri Goriot Baba ve ailesinin binbir zorlukla,okutmak için Paris'e gönderdiği hukuk öğrencisi Rastignac.Karakterleri ortak paydada buluşturan nokta ise aynı pansiyonda kalmaları. Rastignac 22 yaşlarında,Paris cemiyet hayatına atılmak isteyen,zenginlik kovalayan bir karakter olarak karşımıza çıkmakta.Kendisine bu hayatın kapılarını açacak bir sevgili aramakta.Kısa bir süre zarfında ihtişamlı bir hayata sahip olmak isteğinde bulunan bir hukuk öğrencisi.Pek tabii böyle bir ortama girebilmek için dış görünüşün öneminin farkında.Yeni kıyafetler,şapkalar,eldivenler alabilmek için ailesinden para istemesiyle başlar bu hikaye.Bir yanda hırsları diğer yanda ise ahlaksal kavramlar karakterin iç dünyasında çatışmaktadır. Goriot Baba ise hayatını iki kızına adamış,varını yoğunu feda etmiş fedakar bir baba olarak betimlenmekte.Karakterin yaşamı irdelendiğinde para ve saygınlık kavramlarının doğru orantısı karşımıza çıkmakta.Kızlarına tüm servetini bağışlar ve onları evlendirir; ancak bir süre sonra parasız olduğu anlaşılınca damatları tarafından kapı dışarı edilir.Kızları ancak başları sıkıştığında bulurlar onu.Onun için ise en önemli şey onların saadetidir.Bu karakter fedakarlıklarıyla, kendini hiçe sayışıyla bizleri öfkelendirir. Kızlarının vefasızlıkları bir hançer gibi saplanır yüreğimize. Varlığını kaybeden bu masum baba,saygınlığını da kaybetmiştir günden güne.Günümüz insanının yansıması değil de nedir bu?İnsanlık Paris'te de,Roma'da da,İstanbul'da da aynıdır ve bu zavallılık hiçbir zaman değişmeyecektir. Dipnot:Kitabı gözleri buğulanmadan bitirmeyi başarabilen var mıdır acaba?
Goriot BabaHonore de Balzac · Olimpia Yayınları · 201818,6bin okunma
7/10
·344 syf.·
2020 4. kitabı
Emma Bovary’nin hayatını anlamlandıracak aşkı aramak uğruna kendinden vazgeçişinin hikayesi… Emma gençlik yıllarından itibaren servet,ihtişam ve de en önemlisi bir türlü erişemediği aşkını aramaktadır kitapta.Kocası Charles ailesinin aracılık etmesiyle evlendiği ilk kadının ölümünün ardından bir hastasının kızı olan Emma’ya karşı tutkulu bir aşk besler.Emma’nın ihtiraslarını,doyumsuzluğunu ve aldatılmayı göremeyecek kadar tutkulur ona olan aşkı.Tüm saflığıyla onu sever ve sadece onun olur. Emma ise evliliklerinin başından beri Charles’ı hiçbir anlamda yeterli görmemektedir.Mesleği,yetenekleri,konuşması onun için hep vasattır.Ona huzuru verecek aşkı arar roman boyunca.Gösterişli bir hayat ister,arzularını başka kollarda arar ve gün geçtikçe Charles’dan tiksinir. Tatminsizlik Emma’nın sonunun başlangıcı olur.Kitap çok ayrıntılı betimlemeler içerir.Olay örgüsü ise genel olarak akıcıdır.Bir okuyucu olarak betimlemelerin ağırlığından ve akışı duraklatmasından söz etmesem olmaz.
Madam BovaryGustave Flaubert · Olympia Yayınları · 202040,8bin okunma