Kemal Varol'un üçlemesinin son kitabını da yaralarımı kanata kanata okudum ve bitirdim. "Ucunda ölüm var, Aşıklar bayramı ve Babamın Bağlaması" birçok kitap okudum ama en dokunan, duygularımı en üst seviyede hissettiren ilk üç kitap diyebilirim.
Varol, bu romanında bir çocuğun gözünden babaya, geçmişe ve suskunluğun bıraktığı yaralara bakıyor. Bağlama burada sadece bir müzik aleti değil; baba ile çocuk arasındaki o eksik, yarım kalmış cümlelerin sembolü. Roman boyunca “baba” figürü hem uzak hem de yakıcı bir şekilde var. Bir yanda sesiyle, türküsüyle her şeyi anlatan bir adam; diğer yanda o sesi duymak isteyen ama her defasında sessizlikle karşılaşan bir çocuk...
Benim için Babamın Bağlaması, babayla aramızdaki görünmez mesafeyi anlatan bir türkü gibi. Bazen o türküye eşlik edemiyorsun, sadece dinliyorsun. Ama her notasında hem sitem hem özlem var.Kitap, sevmenin bazen sessiz kalmak olduğunu, bazı yaralarınsa söze dökülemeyeceğini anlatıyor.
Ve sonunda Ağıtçı kadına, Menuş kadına, Yusuf'a, Kul Yakup'a ve hataları olsa da kendini bağlaması ile diyar diyar yollara vuran Heves Ali'ye ağladım. Bu hikayenin hangi karakterini içimde büyüttüm bilmiyorum ama emin olduğum şey içlerinden biriyle hikâyemin uyuşması...