Ah bu aşk…Her yerde, her köşede aşk vardı.Dağıstan’ın tepelerinde, Afganistan’ın türbelerinde, Japonya’nın pagonetlerinde, Hindistan’ın mabetlerinde, nasıl hakim ve nasıl zorba mevcut ise… İsveç’in fiyortlarında, İstanbul’da, Van’da, Eğin’de, Aydın’da ve Napolide’de o hüküm sürüyordu. Bütün insanları dağlı, hoca, fakir, her türlü, her çeşit, her nevi işte, ne olursa olsun, nasıl olursa olsun hep bu avucuna almış, hep bu ağlatıyor, hep güldürüyordu.
Ah bu kadın merhameti… Kadın şefkati…Onlar hiçbir vakitte sevdiklerinin cinayetlerini ve kabahatlerini erkekler gibi yırtıcı bir vahşetle görmezler, daha ilk nedamet ahlarını işitir işitmez, ilk peşimanlık yaşlarını görür görmez hemen sıcak sıcak affederler ve erkeklere feragat noktasından tefevvuklarını böyle mukaddes ispatlarla gösterirlerdi.
Ah erkek vahşeti…Dünyanın yalnız keyiflerine, yalnız arzularına esir ve hadim olduğuna inanarak tahakkümlerinden, izzetinefislerinden, gururlarından başka birşey düşünmezler ve bu arada böyle mazlum yavru kuşları bile bu menfur ve melun azametlerine feda etmekten çekinmezler.