Zülfü Livaneli’nin okumadığım bir kaç kitabı kaldı. Son zamanlarda söyleşilerde ve Tv’de suya sabuna dokunmayan tavrının aksine yazıları her zaman iyi gelmiştir bana. Bu kitabı da “yazmak” üzerine olup, yeni bir kitap yazma arefesindeki şahsıma küçük bir rehber oldu.
Yazmak, edebiyat mutluluktu gerçekten. Fakat okuyan ve yazan kişi gerçeklerin farkına varma talih(sizliği)ne ulaşmıştır. Gerçeğin farkına varan kişi artık istese de eskisi gibi olamaz. Bu durumu yazar
“Bir gerçeğin farkına varan insan, bir daha onun farkında olmadığı zamana dönemez. Vicdanlarını köreltmek için gerçekleri göremeyecek bir kişilik yapısına bürünenler, vicdanlarını sağırlaştıranlar, evet rahatsız olmaktan kurtulabilirler; ama güzelliklere karşı da körleşirler, sağırlaşırlar.
Doğanın bozulmasına en çok dertlenenler, güneşin doğuşundaki güzelliği en iyi görenlerdir.
Mutluluk uğruna bilincinizi ve vicdanınızı bastırmak gerekiyorsa durup düşünmek gerekir. Zaten “mutluluk” dediğimiz nedir ki? Biraz güvenlik, biraz da can sıkıntısı değil mi?” Diyerek ne de güzel açıklamış!