Bir Rus kozmonotla bir Rus beyin cerrahı din hakkında tartışıyormuş. Beyin cerrahı Hıristiyanmış, kozmonot ise dinsiz. ‘Ben uzaya çok çıktım,’ demiş kozmonot kibir lice, ‘ama ne Tanrı’ya rastladım ne de meleklere.’ Beyin cerrahı yanıtlamış: ‘Ben de pek çok zeki insanın beynini ameliyat ettim, ama hiçbir yerde tek bir düşünceye rastlamadım.”’
Barok dönemin tipik bir sloganı vardı: ‘carpe diem’. Yani ‘günunü gün et!’ Yine çok söylenen bir başka Latince söz de şuydu: ‘memento mori’. Bunun anlamı da, ‘öleceğini unutma!
Augustinus’un Tanrı devleti de sonunda bir örgüt olarak kiliseyle özdeşleştirildi. Ancak 16. yüzyıldaki Reform döneminde insanın tanrısal bağışlanmaya kavuşmak için mutlaka kilisenin yolundan gitmek zorunda olduğu görüşüne karşı çıkılabildi.
Kuşkusuz af talep edebilirdi. Atina’dan ayrılmayı kabul etse hayatı kurtulacaktı zaten. Ama böyle yapsaydı, Sokrates olmayacaktı. Asıl önemlisi, vicdanını -ve doğruyu- yaşamından daha önemli saymasıydı.