• Evet herkese merhaba ;

    Sitedeki ilk Orhan Pamuk incelememi yazıyorum, umarım hakkını verebilirim. Orhan Pamuk'un kalemine olan sempatim, saygım yakın çevrem tarafından az çok biliniyor. Kevser (NigRa) ile sohbet ederken etkinlik fikri çıktı ortaya yapalım mı yapalım, gerek insanların ön yargılarını kırmak adına, gerek okuma listemizdeki Pamuk kitaplarını okumak, tekrarlamak istediklerimizi tekrarlamak adına böyle bir işe giriştik. Bknz; #35053256

    Bildiğiniz üzere Orhan Pamuk ülkemizde Nobel edebiyat ödülünü alan ilk yazar. Elbette ülkemizde bu ödülü hak eden çok değerli edebiyatçılarımız var fakat bu ödülü aldığı için Orhan Pamuk'un eleştirilmesini saçma ve yersiz buluyorum. Ülkemizde en çok eleştirilen, kitabı çok satıldığı halde okuru az olan, çokça ön yargıya maruz kaldığı için bir çok okurun okumadan es geçtiği hatta düşmanlık ettiği bir kalem Pamuk. Evet Orhan Pamuk politik bir kişilik. Bu ülkede yaşayıp siyasete, politikaya bulaşmayan var mı ki? En politik ve benim de en sevdiğim kitabı Kar içinde en çok siyasi hiciv barındıran eseri. Fakat gözden kaçmaması gereken bir detay var Orhan Pamuk siyasetçi değil bir edebiyatçı ve bir edebiyatçı gördüğünü, duyduğunu, hissettiğini yazar edebiyat bu değil midir? Babamın Bavulu kitabında şöyle yazıyor sevgili Pamuk;

    ''İyi bir roman gücünü yapısından, ruhundan ve özünden alır, karakterlerin siyasi inanışlarından değil.'' sf (54)

    Kara Kitap (1985-1989) yılları arasında yazılıp 1990 yılında basılıyor. Bir çok edebiyat otoritesi Kara Kitap'ın ülkemiz edebiyatında büyük bir çığır açtığı yönünde görüş bildirmiştir o dönemde. Üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen Kara Kitap okunmaya ve gizemini dağıtmaya devam ediyor. Kitabı yaklaşık iki, üç saat evvel bitirdim sarsıldığımı ve karmakarışık duygular içinde uzun bir süre duvara bakakaldığımı itiraf etmeliyim. Kitap Galip'in eşi Rüya ve Rüya'nın üvey ağabeyi Celal Salik'in ortadan kaybolması üzerine başlıyor. Celal Salik milliyet gazetesinde köşe yazarı, zaman zaman kaybolmayı seviyor. Galip bir polisiye romanın içinde iz sürerek, hem Rüya'yı hem Celal'i aramak için Celal'in gazetede yayımlanan köşe yazıları okumaya başlıyor. Celal'in köşe yazılarının içine sakladığı şifrelerden yola çıkarak ipuçları arıyor. Pamuk romanlarında sıkça karşımıza çıkan doğu mistisizmi, bu kez ''Hurûfilik'' ile karşımıza çıkıyor.

    Hurûfilik terimsel anlamıyla; Hurûfilik ya da Hurûf’îyye (Arapça: حُرُوفِيَّة), adını Arapça hurûf (Türkçe “harfler”) kelimesinden alan, kutsal metinlerde harf ve kelimelerin sayısı, sırası ve diziliminin belirli şifreler barındırdığı iddiasıyla bunlardan ve kelime, cümle veya cümlecikleri oluşturan harflerin ebced değerlerinden metnin düz anlamı ile ilgili olmayan, telmih, ima, işaret gibi ikincil anlamlar çıkartan ve bu anlamlar üzerinden yeni anlayış ve kavrayışlara yol açan yaklaşımlara verilen addır.

    İslam öncesi tarihte Yahudi kabbalizmi bu yöntemi kullanmıştır. İslam tarihinde hurufilik mezhep olarak İran, Azerbaycan ve Türkiye'de 14. ve 15. yüzyıllarda etkin olan bir inanç akımı ve tarikattır.
    Kaynak Bkzn; http://www.wikizeroo.com/...dpa2kvSHVyw7tmaWxpaw

    Galip, Rüya'yı ve Celal'i ararken Celal'in evinde çözülmeyi bekleyen bir sürü fotoğrafta, hangi harflerin hangi anlama geldiğini, hangi yüzde hangi anlamın bulunduğu aramaya başlıyor. Bu anlam aslında en başından beri Galip'in kendini arayışı, Celal'de kıskandığı özgüveni, özveriyi, ve yalnızlığı arıyor esasında Galip bilmeden. Ve Orhan Pamuk kitaplarının vazgeçilmezi İstanbul sokakları, kaldırımları. Yine sokak sokak hüznü, kuşkuyu, yılgınlığı, umutsuzluğu, gizemi, kederi, karı, soğuğu, isi, pası içinize çeke çeke arşınlıyorsunuz sokakları. Bir cellat hikayesi var ki sadece bu hikaye için bile bu kitaba on üzerinden on verilmelidir. Pamuk kitaplarını bazen matruşka bebeklerine benzetirim. Çünkü hikayeden, hikayeye bağlanır Pamuk, bu bağlamda çokça alt metin yazarı olduğunu düşündürür bana, okuru afallatır. Sizi Nişantaşı'nda bir apartman dairesinden alıp padişahın sarayında bir odaya bırakabilir. Bu tarzda iç içe geçmiş bir sürü hikaye yer alıyor kitapta.

    Yeni Hayat'tan sonra okuduğum en gizemli ikinci Pamuk kitabı, hala farkedemediğim bir çok noktası olduğunu düşünüyorum. Hatta Kara Kitap'ın Sırları şöylede bir kitap basılmış 2013 yılında henüz okumadım ama kitabı daha anlamak adına faydalı olacağını düşünmekteyim. Çünkü kolay bir romanla karşılaşacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Velev ki okuyucuyu, gizemlerle dolu, soyut, mistik, kederli, retorik iç monologların olduğu bir kitap bekliyor. Başlangıç kitabı olarak yorucu olabilir, fakat okuyanı pişman etmez.

    Etkinliğe katılım sağlayan arkadaşlara teşekkür eder ve okumayı düşünen arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
  • “Daha sonra F.M.Üçüncü, Hurufilerin en önemli konusu olan 'harflerle yüzler' ilişkisine girmişti. Fazlallah'ın 'Cavidanname'sinde yaptığı gibi, gizlenen Tanrının insan suratında görüldüğünü belirtmiş, uzun uzun insan yüzündeki hatları incelemiş, bu hatların Arap harfleriyle ilişkisini kurmuştu. Nesimi, Rafii, Misali, Bağdatlı Ruhi ve Gül Baba gibi Hurufı şairlerinin dizelerinin uzun uzun tartışıldığı çocuksu sayfalardan sonra, bir mantık kuruluyordu: Mutluluk ve zafer çağlarında, tıpkı içinde yaşanılan dünya gibi, hepimizin yüzü de anlamlıydı. Bu anlamı dünyanın içinde esrar ve yüzlerimizde harfler gören Hurufilere borçluyduk. Hurufiliğin kayboluşuyla, demek ki, dünyamızdaki esrar kadar, yüzlerimizdeki harfler de kaybolmuştu. Boştu artık yüzlerimiz, üzerlerinden eskisi gibi bir şey okumaya olanak yoktu onların; kaşlarımız, gözlerimiz, burunlarımız, bakışlarımız ifadelerimiz, boş yüzlerimiz anlamsızdı.”
    Orhan Pamuk
    Sayfa 297 - İletişim Yayınları
  • Arka kapakta yazdığı gibi; şaheser. Onar yıl ara ile üç kez okumuş bulundum. İlerde yine okurum inşallah.
    Hiçbir kitap kusursuz değildir diyerek dokuz yıldız verdim. Ayrıntılı incelememi yarın yazacağım. (25-10-2018)

    26-10-2018 (Yani yarın)
    Daha önce 1992 ve 2006 yıllarında iki kez okuduğum roman her defasında farklı tatlar bıraktı. Birçok eleştirmen ve edebiyatçıdan farklı olarak veya böyle olduğunu savunan bazıları gibi ben de bunun bir İstanbul romanı olduğunu düşünüyorum. Tahsin Yücel'in 1990 yılında yazdığı bir eleştiriyi romanı bitirdikten sonra okumama rağmen
    (http://www.dipnotkitap.net/...tap_Tahsin_Yucel.htm ) kitap üzerindeki beğeni katsayım aşağı düşmedi. Tahsin Yücel'in Orhan Pamuk hakkında Türkçeyi düzgün kullanmadığı ve çok sığ bulduğu eleştirilerine ve romanı yerden yere vuran bu eleştirisine rağmen bu sığlığı yazarın tarzı olarak kabul ettim. Orhan Pamuk uzun cümleler kurup cümlenin sonlarına doğru kafa karıştırarak okura bunu tekrar okutup hep konunun içinde kalmanızı sağlıyor. Öyle ki neredeyse sayfanın üçte birini bulan bazı cümleleri birkaç kez okumak zorunda kaldım. Bunu bilerek yapıp yapmadığını bilemem ama okuru konudan koparmamak için iyi bir taktik olduğunu düşünüyorum. Elbette bu uzun cümleler sıkıntıya gelemeyen okuru bıktırıp kitabı bırakmaya kadar götüren handikaplar da oluşturabilir ama gerçek edebiyat okurları için böyle bir şey söz konusu olmayacaktır.
    Galip'in, aniden ortadan kaybolan karısı Rüya'yı ararken bunu Rüya'nın üvey abisi gazeteci köşe yazarı Celal'in (Uzun yıllar Çetin Altan olduğu iddia edildi, Orhan Pamuk bu konuda bir açıklama yaptı mı bilemiyorum) Milliyet gazetesinde yayınladığı yazılarındaki bir takım ipuçları ile birleştirmesi ve bu arayış içinde kendisini bir anda o zamana kadar pek ilgisinin olmadığı konuların içinde bulması romanı mistik bir havaya sokuyor. Mevlana Şems ilişkisi, Hurufilik ve onun peygamberi Fazlallah'ın mücadelesi, kendisi de bir Hurufi olan Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethi sonrası geçirdiği dönüşüm, Boğazın sularının çekilmesi sonrasında neler olabileceği gibi ütopik bir yaklaşım, idam ettiği paşanın kellesi ile hesaplaşan cellat hikayesinde olduğu gibi romanın içine serpiştirilmiş farklı metinler aslında hep sıkıcı olduğu iddia edilen romanı bir anda ilgi çekici bir hale sokup merak uyandırıyor.
    Türkçeyi yanlış kullanım, devrik cümleler, olay örgüsündeki bir takım tutarsızlıklar tıpkı Tahsin Yücel gibi benim de dikkatimi çekti fakat ortalama bir edebiyat okuru olarak ben bunu sorun etmedim. Kara Kitap'ın Türk Edebiyatı'nda bir dönüşüme yol açtığı konusuna katılmıyorum ama edebiyatımıza bir canlılık ve tartışma ortamı getirdiğini ve bu kitabın daha uzun yıllar tartışılacağını görerek seviniyorum. Çok satan, az okunan ama fazlasıyla eleştirilen Orhan Pamuk edebiyatımızın içinde iyi ki var diyerek naçizane bu incelememi Tahsin Yücel'in eleştirisindeki son paragraf ile bitirmek istiyorum.
    “Peki, bunca baskı yapan, bunca eleştirmeni hayran bırakan bu kitapta tutarlı sayılabilecek hiç bir şey yok mudur?” diyeceksiniz. Olmaz olur mu? Örneğin iki yarım tümcesi vardır ki, kurgusuyla da, içeriğiyle de gerçekten doğru görünür: “Ne tuhaf okurlarsınız siz, ne tuhaf ülke burası?” (s.128)
  • Bana göre Orhan Pamuk’un şaheseri olan bu kitabı ne kadar anlatsam ne kadar övsem yetmez. Neden bilmiyorum ben yazarın kitaplarını okurken romanın kahramanını Orhan Pamuk’un kendisi olarak canlandırırım hayalimde:) Kitabın sonunda romanın yazılış hikayesinde kitabın kahramanı olan Galip’i yazarın kendisiyle biraz da olsa özdeşleştirdiğini, kendini Galip gibi yapayalnız hissettiğini, Nişantaşı’nın aynı sokaklarında dolaştığını, Alaadin’in dükkanının gerçek olduğunu okuyunca bu şekilde düşünmekten mutlu oldum. Galip’in evden kaçan karısı Rüya’yı ararken takip ettiği işaretler, aynı zamanda kayıp olan yazar akrabası Celal’in yerine geçip yazdığı köşe yazıları çok etkileyiciydi. O yazılardan birinde Rüya’ya olan sevgisini okurken Rüya olmak istedim. “ ... birlikte gittiğimiz bir filmi bir üçüncü kişiye hikaye ederken belleğinin ve hatırladıklarının benimkinden ne kadar farklı olduğunu korkuyla anladığımda seni severdim... dikine değil yanlamasına kestiğin elmanın içindeki kusursuz yıldızı bana gösterdiğinde seni severdim; öğle vakti yazı masamın üzerinde oraya kadar nasıl geldiğini anlayamadığım bir tel saçını gördüğümde... “ Bunun gibi onlarca cümlenin yazılı olduğu 333, 334 ve 335. sayfalara ayrıca bayıldığımı söylemem lazım.
    Romanda Hurufilik, Mevlevilik, Türk filmleri, 90’lar dönemi Türkiyesi, İstanbul sokakları kısacası değinilen her konu öyle güzel ve esrarlı anlatılmış ki; işte edebiyat ve roman böyle bir şey olmalı diye düşündüm.
    Ayrıca romanın birçok yerinde bahsedilen “kendi olma fikri” insanın gerçekten kendisi olmasının ne kadar ve neden bu kadar zor olduğunu sorgulatıyor.
    Son olarak dikkatimi çeken “Kimse Albertine’i tanımadığı, kimse Proust’u bilmediği için bu kadar sefil ve acıklı bizim ülkemiz” gibi Marcel Proust’tan etkilendiğini gördüğüm cümleleri hemen Kayıp Zamanın İzinde serisine başlamam için heyecanlandırdı.
    Ben bu romanı çok sevdim dostlarım:)
  • Tek kelimeyle bayıldımm.. Efsane bir kitap. Sizi bilmediğiniz birçok ilim ve büyük sanatkar Siyah Kalem’le tanıştırıyor. Hurufilik, Kalenderilikle ilgili çok güzel bilgiler var. Yazar romanı bi şuanki zamanda bir de geçmiş zamanla ilişkilendirerek yazmış ve harika olmuş. Her sayfasında bir merak. Acaba ne olacak? Siyah Kalem kim? Hikayesi nasıl?? Vb. Bu kitabı okumak aklımda hep vardı. Okul tatil olsun da okusam.. iyiki okumuşum. Yer yer ağır gelebilir roman, Türk Dili ve Edebiyat okuyanlar romanı daha da iyi anlayacaktır eminim. Herkese öneririm iyi okumalar .:)
  • İNSANIN İNSANLA SAVAŞI

    "Değil insanları, evrendeki bütün varlıkları birbirleriyle kardeş sayan içsel düşünce akımı (batın ilmi), özel mülkiyetin kaldırılması ve mal ortaklığının kurulması sonucunu doğurmuştur. İslam tarihi, Şii-Bâtınî tarikatların bu konudaki savaşlarıyla doludur. Babekilik, Karmatilik, Anadolu’da Şeyh Bedreddin tarikatı, Bektaşilik, Hurufilik gibi birçok tarikatlar özel mülkiyetle açıkça savaşmışlardır. Tasavvufun ilkesi şudur: Her şeye malik ola ve bir şeye malik olmaya... dokuzuncu yüzyılda, iki ünlü tasavvuf bilgini, İbrahim Ethem’le Belhii Şakik, şöyle konuşuyorlar. Türk bilgini Şakik soruyor: Sizin yaşama ilkeniz nedir?.. İbrahim Ethem, bulunca Şükrederiz, bulmayınca sabrederiz, diyor. Şakik, onu bizim Horasan’ın köpekleri de yapar, diye karşılık veriyor, bulmayınca şükretmeli, bulunca dağıtmalı."

    O.Hançerlioğlu Düşünce Tarihi
  • Fatih Hoca'dan tek bir ders de olsa dinleyebilme şerefine erişmiş biri olarak kendisinin ilmine ve bilgisine olan hayranlığımı ifade etmem gerekir. Bu eser, kendisinin doktora tezidir. Tasavvufa, farklı anlayış ve yorumlara ilgi duyanlar için oldukça ufuk açıcı bir eser.