İNSANIN İNSANLA SAVAŞI

"Değil insanları, evrendeki bütün varlıkları birbirleriyle kardeş sayan içsel düşünce akımı (batın ilmi), özel mülkiyetin kaldırılması ve mal ortaklığının kurulması sonucunu doğurmuştur. İslam tarihi, Şii-Bâtınî tarikatların bu konudaki savaşlarıyla doludur. Babekilik, Karmatilik, Anadolu’da Şeyh Bedreddin tarikatı, Bektaşilik, Hurufilik gibi birçok tarikatlar özel mülkiyetle açıkça savaşmışlardır. Tasavvufun ilkesi şudur: Her şeye malik ola ve bir şeye malik olmaya... dokuzuncu yüzyılda, iki ünlü tasavvuf bilgini, İbrahim Ethem’le Belhii Şakik, şöyle konuşuyorlar. Türk bilgini Şakik soruyor: Sizin yaşama ilkeniz nedir?.. İbrahim Ethem, bulunca Şükrederiz, bulmayınca sabrederiz, diyor. Şakik, onu bizim Horasan’ın köpekleri de yapar, diye karşılık veriyor, bulmayınca şükretmeli, bulunca dağıtmalı."

O.Hançerlioğlu Düşünce Tarihi

Esra Ateş, Hurufilik'i inceledi.
28 Oca 10:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Fatih Hoca'dan tek bir ders de olsa dinleyebilme şerefine erişmiş biri olarak kendisinin ilmine ve bilgisine olan hayranlığımı ifade etmem gerekir. Bu eser, kendisinin doktora tezidir. Tasavvufa, farklı anlayış ve yorumlara ilgi duyanlar için oldukça ufuk açıcı bir eser.

Yunus Emre Incekara, Bütün Şiirleri'ni inceledi.
15 Ara 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hurufilik anlayışı ve mistisizm duyuşları çerçevesinde yazılmış muazzam şiirlerden oluşan bir kitap. Onun felsefeyle beraber yürüttüğü şiirleri çağının çok ötesindedir nitekim hala yeterli değeri görmediği aşikar.

"İbrahim
Gönlümü put sanıp da kıran kim"

Mathmazel, bir alıntı ekledi.
16 Nis 2017 · Kitabı okumayı düşünüyor

Osmanlida tarikatlar
Devletin Vehhabîlik ve İsmailîye gibi mezhebleri tanımadığı, hoş görmediği, buna karşılık, Dürzîlik ve Yezîdîlik gibi inançları İslâm inanışı dışında gördüğü halde, idarî yönden sabır gösterip, eritme ve sakinleştirme yoluna gittiği biliniyor. Aynı şekilde tarîkatlar için de benzer tavır söz konusudur. Hurufîlik hoş görülmemiş ve 15. asırda mensupları takip, te'dip ve idam edilmiş; Ticanîlik tarîkatı İslâm akîdesine aykırı görülmemiş ve fakat resmen tanınıp himaye görmemiştir.

Osmanlıda Milletler ve Diplomasi, İlber Ortaylı (Epub)Osmanlıda Milletler ve Diplomasi, İlber Ortaylı (Epub)

Şu cümlemde ısrarcı olacağım,eğer orhan pamuk sadece bu romanı yazmış olsaydı,başka hiçbirşey yazmamış olsaydı,sadece bu romanıyla nobel edebiyat ödülünü alırdı. Türkçe Edebiyatın tartışmasız zirve noktası.Enfes bir roman. Kışın bu vakitlerde okunacak bir roman. Romanda ne yok ki,tarih,mistisizm,modernleşme,aşk ve bir sürü şey. Özellikle "hurufilik "konusu incelemeye değer bir konu.
Hele "Boğazın sularının çekildiği" diye bir bölüm var olağanüstü. Okuyon Okutturun...

insan_okur, Kara Kitap'ı inceledi.
 28 Kas 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Evet Orhan Pamuk ile tanıştım, ama bu nasıl bir tanışmak. “ Kara Kitap “ evet gerçekten büyük mutlulukla okudum; çünkü bu kadar güzel kitaplar arada nadide çıkıyor. Gerçekten okuyup beğendiklerim arasında ilk 10’a girecek romanlardan. Neden sevilmez Orhan Pamuk bilmem. Kişiliği beni pek ilgilendirmiyor. Edebiyatının, dilinin ve kurgusunun güzelliği çok nadide. Belki geç bile kaldım yazarla tanışmak için ama git gide kendimi hızlandırıyorum okumada.

Nasıl bir yazar Orhan Pamuk ? Cümleler gayet uzun. Bazı yerlerde bir paragraflık cümleler gördüm. Hayretler içinde kaldım. Noktalama o kadar güzel kullanılmış ki. Eğer bu noktalamalara uymazsanız inanın paragrafı anlamıyorsunuz. Hatta ben bir çok kez başa dönüp dönüp durdum. Çünkü anlam düşüklüğü oluyor. Ha bu arada mutlaka sessiz ve sakin kafayla okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten çok önemli derecede güzel ve zor bir kitap. Kelime düşüklüğü mü yoksa özne eksikliğimi bilemem ama bazı yerler gerçekten kopuktu. Tekrar tekrar okuyarak anlayabildim. Romanın kurgusu ve konuları ise zaten harika ötesi. Gerçekten güzel bağlantılarla romanı tamamlattı yazar. Betimlemeler , tarih bilgisi ve karakter analizleri çok güzeldi. Çok katmanlı, farklı olaylar ve konularla bezeli bir modern romanların kırılma kitabı, yazarı.

Kitabın konusuna gelince o kadar çok konu var ki… Yani çok şeyler yazmak geliyor içimden ama not aldıklarımı sizlerle kısa kısa paylaşmak istiyorum. Öncelikle Milliyet gazetesinde köşe yazarı olan Galip’in Celal’i ve Rüya’yı ararken kendini bulması yada bulmak istemesi. Hatta ve hatta ana tema “ İnsan nasıl kendi olur ? “ “ İnsan nasıl başkası olur ? “ bu sorulara cevap olarak bir çok konuyla işlenmiş bir roman. İçerisinde ülkenin 90’larda siyasi durumu ele alınmış. 80’ler ve 90’ların moda konuları işleniyor. Mankenliğe ayrı bir cümle açmalıyım. Reyonlardaki mankenlerin canlandırılması onları metafor olarak kullanması çok iyiydi. Ülkenin çağdaşlaşması ve belli tabularının yıkılması konularını işlemiş. İslamiyet, islam alimleri, dergahlar, cemaatlar hakkındaki bilgisi de çok şaşırtıcı. Nakşibendi’den tutun Galata Mevlevihane’sine kadar ne isimler geçmiyor arada. Polisiye ve gerilim romanlarına da baya atıfta bulunuyor romanın başından sonuna kadar. Türkan Şoray ve Müjde Ar’ın olduğu bölüm, genelev ve Vesikalı Yarim filminin canlandırılması çok hoştu. Kahkahalarla güldüm. Bir bölüm ise Marcel Proust ve Kayıp Zamanın İzinde kitabına atıfta bulunmuş. Tez zamanda bu seriyi okumalıyım. Mevlana ve Şemş hikayesi de unutmadığım bölümler arasında. Tarikat yolcusunun gerçeğe kavuşması nedir ? Nasıl olur? Doğruyu ve yanlışı okurun yüzüne vuruyor bu konuda yazar. Okumalısınız yine… Abdi Paşa ve Cellat’ın hikayesi.

Bu konuya ayrı paragraf açıyorum çünkü çok etkilendiğim bir bölüm de burası. Hurufilik…. Harfler ve yüzler. Nesnelere isim vermek, canlandırmak ve hayal gücünü geliştirmek. İnsanın yüzünden yaşadığını anlamak. Yüzündeki duyguyu dile getirmek. Çok güzel bir bölümdü. Halden anlamak nedir? Çok güzel anlatılıyor.

Yine farklı bir paragraf açmam gereken yer. Osmanlı Devleti’nin yönetim şekli. Daha doğrusu şehzade eğitim şekli. Çok güzel anlatmış yazar psikolojik durumu.

Esrarengiz kaçmalar, hayaller alemi, Fatih Sultan Mehmet, Mevlevilik, İstanbul, Kadıköy, Karaköy, Beyoğlu ve Nişantaşı,gizli tarih ve daha nicesiyle harika bir eser.

Kesinlikle kişilik oluşumunu etkileyecek bir eser bence. İnsanın kendisi olabilmesi için mutlaka okunmalı ve üzerinde durulmalı. Çok beğendim ve 10 puanı kesinlikle hak eden bir eser. Mutlaka tavsiye ediyorum.

Pembe Karanfilli Kız, bir alıntı ekledi.
12 Eki 2016

XV. yüzyılda Hurufilik saraya sızdı: Genç şehzade Mehmed, daha sonra Fatih, Hurufiliğin bir yayıcısı tarafından kendisine açıklanan öğretiye kendini kaptırmıştı. Fakat ulemanın tepkisi o kadar sert oldu ki genç şehzade, korumasında bulunan öğreticinin 1444'te Edirne'de diri diri yakılmasını engelleyemedi.

Kırklar'ın Cemi'nde, İrene Melikoff (Sayfa 93)Kırklar'ın Cemi'nde, İrene Melikoff (Sayfa 93)

Emre Kongar macera romanı kılığına bürüyerek, okurlara tarih, siyaset, felsefe dersi vermiş aslında. Kitabın dikkat çekici bir ön sözü var. İlk başta şaşırarak okudum bende. Kitabı okudukça, özellikle Raşid adlı karakterin son sözlerini okudukça kitap mana kazandı. Tarihi felsefi siyasi gelişmeleri anlatmak için popüler türleri kullanan yazarlara da taşlama niteliğinde. Hepimiz Umberto Eco'nun "Ortaçağ Uzmanı" olduğunu biliyoruz değil mi? Fakat kendisinin Gülün adı adlı romanı, manastırda işlenen cinayetler örgüsüyle anlattığında; macera ve aksiyon anlatılmak istenenin önüne geçiyor. Hatta aranızda bu kitabın filmini izleyenler varsa, ne demek istediğimi anlayacaktır. Okumadım henüz ama aynı eleştiri sanırım Orhan Pamuk'un "Beyaz Kale" adlı romanı için de geçerli.

Peki Emre Kongar bunu nasıl yapmış kitabında? Sahafta bulduğu, köşeye atılmış Calevela adlı Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış, zamanında Bizans'ı gözlemlemek için İngiltere tarafından İstanbul'a gönderilen, fetihten sonra bunu Osmanlı Devleti için sürdüren yazar/casus tarzı bir adam... Kongar, bu enteresan kişinin el yazmalarından yola çıkarak Fatih Dönemine ait bir gizeme ışık tutuyor. Katolikler tarafından casusluk faaliyetleri için İstanbul'a gönderilen "Hocaefendi" lakaplı Giftos Karpantiye'nin görevlerinden biri de, medrese eğitim sistemini bozmaktır. Bunu farkeden bir kaç arkadaş, Hocaefendi'nin yanından hiç ayırmadığı sandukasının içinde ne olduğunu dehşetle merak eder ve bu işin peşine düşer. Bu arkadaşların amacı Osmanlı Devleti'ni daha da yüceltmektir. İkiciler Örgütü'nü kurarlar ve Keykavus'un yazdığı "Nasihatname"yi yani Kavusname'yi kitapları olarak seçerler. Kitaba kendileri Kabusname adlarını verirler. Çünkü bu örgütün iddiası, Osmanlı düşmanlarına kabus olmaktır... Elbette ihanetler, çözülmeler, iki tarafa da çalışma gibi işler başlarına gelir. Hocaefendi'nin sandukası esrarını sonuna dek korur. Zaten Kongar'ın eleştirdiği nokta; iyi amaçlarla bir araya gelmiş bu gençlerin esrara, gizeme teslim olmalarıdır. Çürümüşlüğün sebebini tam olarak göremezken, maceraperest bir şekilde sadece sandukaya odaklanırlar.

Ayrıca el yazmalarında yer yer Katolik Dünyasına ait çözümlemeler, yer yer Osmanlı'ya ait yayılma planları, yer yer Raşid'in özel hayatı anlatılır. İstanbul fethedildiğinde söylenen o meşhur sözü bilirsiniz. Ortodoks Bizans, "Katolik Külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih eder." Bunun çok net ayrımında olan Fatih Sultan Mehmet, İslam'ın onlardan çok daha fazla hoşgörülü ve medeni olduğunu, bilimle felsefeyle çatışmadığını göstermek için önce İstanbul Ortodokslarını koruma altına alır, ki bu Katolik Avrupa'ya verilen çok önemli bir mesajdır. İkicisi birbirinden çok farklı görüşleri toplantılarda bir araya getirir ki, bunda amaç hoşgörünün uygulamalı gösterilmesidir. İbn-i Arabi ile Gazali fikirleri arasında bir uzlaşma ister bir nevi. Fakat sonra devlete sızan Karpantiye, mezhep kavgalarını körükler, Hurufileri sapkın olarak gösterir ve Osmanlı zamanında gerçekten de pek çok hurufi yakılır. Hurufi tanımı çok kısa şekilde aşağıdaki gibi:
(Hurûfilik ya da Hurûf’îyye (Arapça: حُرُوفِيَّة), adını Arapça: حُرُوفْ, Türkçe:“harfler” kelimesinden alan, kutsal metinlerde harf ve kelimelerin sayısı, sırası ve diziliminin belirli şifreler barındırdığı iddiasıyla bunlardan ve kelime, cümle veya cümlecikleri oluşturan harflerin ebced değerlerinden metnin düz anlamı ile ilgili olmayan, telmih, ima, işaret gibi ikincil anlamlar çıkartan ve bu anlamlar üzerinden yeni anlayış ve kavrayışlara yol açan yaklaşımlara verilen addır.)
İslam öncesi tarihte Yahudi kabbalizmi bu yöntemi kullanmıştır. İslam tarihinde hurufilik mezhep olarak İran, Azerbaycan ve Türkiye'de 14. ve 15. yüzyıllarda etkin olan bir inanç akımı ve tarikattır.

Böylece Karpantiye, İmaj bozarak amacına bir nevi ulaşır ve Avrupa'nın kendi içindeki savaşlar yerine, Osmanlı karşısında tek vücut olmayı önerir. Ne kadar çok bölünme, kargaşa, mezhep ve etnik ayrım yayılırsa, ne kadar çok devşirme siyasetçi kendi tarafına çekilebilirse Avrupa için önemli bir kazanımdır bu. Kendi iç sorunlarıyla uğraşan bir devlet, dışarıda etkin olamaz değil mi?

Kısacası siyaset her devirde aynı: Böl, parçala ve yönet... İster din, ister mezhep, ister ideoloji... Emre Kongar'ın bu kitabını tavsiye ederim. Tarih öğretmeni olsam, öğrencilere de okutmak isterdim bu kitabı. Kitabın arka kapağında yazan yazı popülizmi yine kendisiyle eleştirmiş:

"Cinayet, aşk, serüven, esrar.
İslam, Egzistansiyalizm(Varoluşçuluk), Diyalektik.
Medrese öğrencilerinin kurduğu gizli örgüt.
İşkence ve entrika. Rakamların sırrı."

İshak Beyaz..., Ara - Şanssızlıklar Komedyası'ı inceledi.
21 Oca 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kesinlikle Okumaya Değer...

Roman, tuhaf başlangıcı, üç anlatıcılı (I,II ve III. Tekil şahıslar!) dili, Malatya'da geçmesi, Hurufilik gibi en mistik inançlardan birini merkezine alması ve derin dini ve psikolojik yapısı ve çok katmanlı, karmaşık anlatımıyla hiç şüphesiz edebiyatımızın en şaşırtıcı örnekleri arasına girmeye namzet, benden söylemesi.
Aslında böyle bir kitabı bir iki paragrafla özetlemek pek mümkün değil. Çünkü nerdeyse her karakterin söyleyecek bir sözü, ortalığı bulandıracak bir eylemi, kafa karıştıracak bir hikayesi var. Romanda gerçek ile kurmacanın bu denli iyi harmanlanmış olması hakikaten dikkat çekici. Kitap bir ütopya hatta bir kara ütopya örneği de sayılabilir sanırım. İyi bir kitap, okuru zorluyor, bilinmezlik labirentlerinde dolaştırıyor ve garip sorular sorduruyorsa güzeldir değil mi? Bu kitabı okuyan biri, Marut adlı karakterin sorduğu "Ben kimim?" sorusunun peşine düşecek, tıpkı karakterlerin yaptığı gibi aynalarda kendini arayacak, şaşıracak, üzülecek ve bir bilinmezlikte girdaplar, sarmallar içinde kaybolup gidecektir.
Kitabın arkasında da yazdığı gibi, sürekli yağan kar, gece yarıları sokaklara çıkıp köpekleri öldüren bir tarikatın müritleri, şehre korku salan gri bir köpek hayaleti, Mehdi olduğuna inanılan ve hakikati harflerde arayan gizem dolu bir rüya yorumcusu, iki lanetli ve aşık melek, mutsuzluk, yalnızlık ve umut, hayal kırıklıkları, tebdile girenlerin anlattıkları tebdil-i kıyafet hikayeleri, Benzerler ve kitabın isminden de anlaşılacağı üzere dinmek bilmeyen bir arayış ve sıra dışı bir son veya sonsuzluk, romanın tuhaf temaları arasında...
Bu roman bence postmodern edebiyatın kayda değer örneklerinden biri. Bir kitap için hele de bir ilk roman için bu cümleleri çok mu iddialı buldunuz; öyleyse okuyun, kararı siz verin, derim. Kitabın arkasında yazan o "iddialı" okurlardan biri olduğum için yazarın da kaybolduğu o labirentlerde gri hayalete yakalanmadan yolumu zor da olsa bulabildim ben. İşiniz hiç kolay değil ona göre. İşaretlere dikkat edin ve gördüğünüz her aynada yüzünüzü okumaya, sırları çözmeye çalışın ki yolu bulabilesiniz. Şimdiden kolay gelsin... Yalnız karakterlerin birden fazla isminin olmasının ve bazı ara sözlerle bazı uzun cümlelerin biraz can sıktığını da belirteyim.