Ah Zezé. Ne denilir ki. Söylenecek söz bulamıyorum. Sözcükler boğazımda düğüm düğüm kaldı. Son zamanlarda bu kadar etkileyici bir kitap okumamıştım. Şimdiden söyleyeyim, okumayan varsa eğer kesinlikle okumalı.
Yoksulluk, acı ve ümit dolu bu hikayede, beş yaşındaki Zezé her şeyi kendi başına öğrenir. Yoksulluğun getirdiği yükümlülükleri, çocukluğun verdiği haylazlığı, o yaşta bile çevresindekilere bir o kadar duyarlı olmayı öğrenmeye başlar. Zezé'nin en yakın arkadaşı ise kitaba ismini veren şeker portakalı fidanı olan Minguinho'dur.
Kitapta öyle kısımlar vardı ki gerçekten yüreğiniz burkuluyor, içiniz acıyor. Zezé'yi o ortamdan çıkarmak, kollarınızı açıp sımsıkı sarılmak istiyorsunuz. Beş yaşındaki çocuk neler çekti neler. Dayanılacak gibi değil. Kızdığım çok şey oldu. Böyle bir ailede böyle bir ortamda çocuk mu yetişir. Gerçekten insanın yetiştiği ortam çok önemli. Aile içindeki sevgi ve saygı çok önemli. Siz eğer çocuğunuza bu sevgiyi veremezseniz, o gider ona en yakın olan, ona değer veren bir başkasını ailesi olarak görür.
Ne zaman bir küçük çocuk gelse aklıma, ne zaman ağlayan bir çocuk, şiddet gören bir çocuk görsem aklıma artık Zezé gelecek. O çocuğun ne hissettiğini anlamaya çalışın. Duyguları olduğunu, düşünceleri olduğunu anlayın.
Söylenecek çok şey var ancak bunlar burada yazılarak anlatılacak şeyler değil bence. Ne demek istediğimi kitabı okuduysanız veya okursanız anlarsınız. Her insanın hayatı boyunca okuması gereken muhteşem eserlerden birisi. Kitapla kalın