18. Yüzyılda yaklaşık bir yıl elçi olarak bulunduğu süreçte daha ziyade sosyal hayata ve şehirlerin binaların mimari özelliklerine yönelik bilgilerin yer aldığı seyahatname hızla okunuyor. Karantina süreci, çocuk kral, kilim, ayna atölyeleri, binaların, sarayların, bahçelerin özellikleri, teknik gelişmeler, kadınların toplum hayatına katılımı, Osmanlılar’ın nasıl yeyip nasıl içtiklerini iftarı ve namazı merak eden halkın onları izlemek istemeleri ilgi çekici ayrıntılar. O dönemin Türkçesinin bugün bile çoğunlukla hala anlaşılır olması da bir başka dikkat çeken husus.
Kitaptaki dokuz öyküde de ilk öyküdeki hiçbir şey olamayan otobüs kaptanının olamamış hissiyatı var. Bu hissiyat bağıra bağıra bakın ben buradayım, olamadım, olduramadım demiyor. Hiç çaktırmadan geliyor o duygu. Reşit ve Lambada Doğum Gününde nispeten çözüme ulaşılmış görünse de onlarda da sorgu devam ediyor. Görgü tanıklarındaki çözüm ise aslında bir teslim olma. Lambada Doğum Günüm’ü keşke ben yazsaydım dedim. Diğer öyküleri de çok beğendim. Tribünlere oynamıyor, ne bağırıyorsun başımda be dedirtmiyor. Ben çok sevdim. Öneririm.