Öğrenci ağabeyini şaşkınlıkla izliyordu. Hep özgürce davranan, dünyaya sadece doğanın güzel yasasıyla riayet eden, tutkularının bayırlarından akıp gitmesine izin veren, her sabah yeni su çukurlarını genişçe açtığı için büyük heyecanlarının gölü hep kuru kalan delikanlı bu duruma anlam veremiyordu. Tüm çıkışlar kapatıldığında insani tutkular denizinin nasıl öfkeyle coşup köpürdüğünü, nasıl birikip kabardığını, nasıl taşıp yüreğin derinliklerini oyduğunu, bentlerini yıkıp yatağından taşana kadar içsel hıçkırıklar, boğuk çırpınışlar halinde nasıl patladığını bilmiyordu.
Özellikle Ortaçağ'da halkın toplum içindeki yeri, çocuğun aile içindeki konumuna benziyordu. Cahilliği, ahlâki ve entelektüel geriliği nedeniyle buna çocukluk çağı da denebilir ve:
Bu çağ acımasızdır.