"Sizce bir kadın neden böyle bir şey yapar?"
"Para ya da şöhret... Hatta ikisi birden."
"Bir şeyleri yıkmayı düşünmüş olamaz mı?"
"Ne gibi?"
"Sizin ahlakınızı... benim ahlakımı... ailelerimizinkini... Kabul edin. Kendimize bakmak zorunda bıraktı bizi."
"Beni aramak için fazla basit bir bahane uydurmuştu," dedi Selda.
"Niye aradı acaba sizi?"
"Kendini hatırlatmak için bana kalırsa," dedi. Ersin'in sesindeki sıcaklık dikkatini çekmişti. "Onu hâlâ merak ediyorsunuz değil mi?"
O sıcaklığı yok eden bir sertlikle konuştu Ersin. "Kim derdi ki, bir gün bir dergide çıplak, çırılçıplak fotoğraflarını göreceğim?"
Çok bencilce buldu Selda bu cümleyi. "Sizi, kendine ne yaptığı değil, asıl size ne yaptığı sarsmış galiba," dedi.
Ama Şebnem hâlâ bu kesişmenin en karanlık noktasıydı. Hikâyenin edilgin karakteri attığı adımla başrole yükselirken, yarattığı karanlıkla aydınlığı hükümsüz kılmıştı. Hülya'nın ve Cavit'in hikâyeleri acıtıcı olsa da açıktı, ortadaydı. Onların büyük sırları yoktu, artık daha fazla yara almamak için arkada bıraktıkları izleri silmeye, hayatın içinde bir yerlerde saklanmaya çalışıyorlardı. Ama Şebnem karanlığın ta kendisiydi, onu asla tam anlamıyla anlayamazlar, ancak yaklaşabilirlerdi, o da karanlıkta, el yordamıyla.