• Sesini duysam umut var, sabır var. Yüzünü görsem huzur var şükür var.
  • ADI BAŞ HARFLERİNDE GİZLİ ŞİİR

    Artık eskisi gibi değilim,
    Nedendir bilemiyorum ama
    Karanlığa hapsolmuş gibiyim.
    Artık eskisi gibi olamayacağım,
    Rahatlık, huzur bulur muyum bilmiyorum ama
    Ankara'da daha çok kalacağım.

    Yolunuz düştü mü hiç buraya,
    Ankara demişler adına,
    Lafla olmaz gel bak yalnızlığına,
    Ne de heybetli duruyor Anadolu'da.
    Işıklı kentmiş burası,herkes aydınlık diyor,
    Zaten kimse karanlığı görmüyor,
    Lalesi, gülü değil dikeni batıyor elime,
    Işık dolsa ne olur bu şehre,
    Kendim karanlığım kendime.

    Kendimi bildim bileli yalnızım,
    En iyi günde, en kötü günde.
    Nedendir başkentteyim bugünlerde,
    Tarifi yok ama Ankara gibi ben de,
    İsimsiz yalnızlığımın başkentiyim bu günde.

    Ramazan KELEŞ (GENÇ YAZAR/ŞAİR)
  • Her şeyden tiksiniyorum. İnsan varoluşunun göte sürülecek kadar kıymeti yok. İğrenç, iğrenç. Kendi canına kıyacak kadar kendini ciddiye almak da alçaklık. Aptallık. Zaten saçma gelmeyen bir şey kaldı mı bana? Yapılmaya, bilinmeye değer bir kaç şey vardı o da bitti. Depresyon, depresyon. Tanımaya değer kim kaldı? Herkes otomat gibi aynı şeyleri geveliyor. Hepimiz tek bir kör iradeye bağlıymışız gibi aynı kalıptan çıkmayız. Toplanıp bir araya gelip kikirdiyorlar. Bilinçlerini başkalarının bilinciyle birleştirmeye çabalayınca yalnızlıklarından kaçabileceklerini sanıyorlar. Beyin ve omurilikten oluşan bir ahtapotuz. Et organlar politikayla, bilimle, sanat ve kendisine her ne zıkkım isim layık görülmüşse onunla uğraşadursun bazı ruhlar acıyla kıvranıyor ve karın ağrılarının sebebi dünyevi gerçekliğin kendisi. Bütün kirli olasılıkların içinden çıkıp bedenlere tünemiş bu iğrenç yaşamın kendisi. Kitleler türlü türlü psikozlar yaratmış, bunlara sığınıyor. Hakikatin sonsuz bilinemezliği ve dehşet verici hacmi karşısında günlük uğraşların otomatik bönlüğüne kaçıp kendilerine suni huzur anları yaratıyorlar. Dinlerin ve tanrının doğasında müthiş bir hezeyan yatıyor. Benim uğruna aklımı kaybedecek kadar deştiğim hayatın özüne bir kulp takıp onu isimlendirilebilir ve tapınılabilir kılan nice çıldırmış zihinle aynı düzlemde yaşamak bile kalbimi kendi ellerimle söküp yemem için makul bir sebep. Bir şeyler duru ve yatışmış bir izlenim sunar, haftalar haftasonlarını kovalar, mağaza reyonları mide ve bağırsaklar gibi dolup boşalırken her şey yolunda gözükür ama birden bir sezgi vurur ve dünya tersine dönebilir. Düşmanlık duygularını araçsallaştırıp paraya çevirmiş türlü türlü şebek, varlığın kendisinden doğan acıya yanıltıcı isimler koyarak öznenin huzursuzluğuyla ceplerini şişirmek isteyebilir. Öyle bir noktaya gelinir ki; en doğal dürtü, en hakikatli söz dahi hastalıklarla ilintilidir. Delilikle aklın at başı gittiği bu alemde hiçbir kararlı ve savunulabilir hükmün olmadığını düşünen biri olarak hakikatin tanınamaz ve oldukça kapalı bilgeliği karşısında gevezece suskunum. Öyle düşüncelere dalıyorum ki yalnızlık hissim zamanın kendisi kadar engin bir hâl alıyor ve işte o vakit çıkagelen bir doğa olayı beni kurtarır gibi oluyor: yağmurlar, rüzgarlar, seller. Öyle büyüyor ki zihnim, bedenime sığamıyorum. Bedenlere sığamıyorum, kendimi işaretlenebilir ve adlandırılabilir herhangi bir şeye benzetemez olduğumda kökten bilince kadar uyanan bir ejderin alevli nefesinde kavrulup küle dönüyorum. Geceler günleri, ahiret yaşamının ve zevk molalarının eşlik ettiği bir çirkeflikle kovalarken inildemelerime çocukluk düşlerim ve kaybolmuş geçmiş zaman katılıveriyor. Ve en içinden çıkılmazmış gibi görünen anların kara büyüsü, çoğu kez esrik bir yellenmede sağalıp sönerek uçup gidiyor. Ardından gene geliyor ve sokaklara çıkıp bağırarak kötü çevrilmiş Shakespeare soneleri okumak istiyorum. Her kelime her hecemin birer komut sayıldığı, karanlık ruhumun bir ejderhanın hararetli bilgeliğinde beslenip uyuduğu bir gelecek düşleyerek bu sınırlı bedenin seraplar dünyasını reddediyor. Sonra an geliyor kapıldığım semavi, görkem dolu hayaller ve karın deşen kabusların pençesinden sıyrılıp zavallı zihinsel hastalığımın sefalet dolu toprağına patates çuvalı gibi düşüyor, sıfır noktama geri dönüyorum. İşte benim yolculuğum.
  • Bir insanın siyasi açıdan mutsuz olmasını istemiyorsan, bir meseleyi iki farklı açıdan sunma ki kaygılara kapılmasın; tek bir açıdan sun. Daha da iyisi, hiçbir açıdan sunma. Bırak savaş diye bir şey olduğunu unutsun. Hükümüt verimsizse, kadroları fazla şişkinse ve vergi manyağıysa, insanların onunla ilgili kaygı duymasındansa hükümetin bunların hepsi birden olması daha iyi. Huzur!
    Ray Bradbury
    Sayfa 82 - İthaki Yayınları
  • "Her şey çok basittir,hem de çok karmaşık!Basittir çünkü tek gereken bir tutum değişikliğidir,artık mutluluğu aramazsın.O andan başlayarak bağımsızsındır;hayatı başkalarının sözleriyle değil,kendi gözlerinle görürsün.Yaşıyor olmanın serüvenini aramaya çıkarsın.Aynı zamanda karmaşıktır da.Herkes bana mutluluğun ulaşılmaya değer tek hedef olduğunu öğrettiği halde neden mutluluğu aramıyorum?Neden hiç kimsenin gitmediği bir yoldan gitmenin riskini göze alıyorum? Kaldı ki mutluluk nedir? Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar.Oysa aşk mutluluk getirmez,hiçbir zamanda da getirmemiştir.Tam tersine sürekli bir kaygı durumudur aşk,bir savaş meydanıdır;kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir.Gerçek aşk,vecd ile ıstıraptan oluşur. Peki ya huzur? Yüce Anamıza bakalım hiçbir zaman Huşk şzır içinde değildir.Kış yazla savaşır,güneş ile ay hiçbir zaman bir araya gelmez,kaplan köpekten korkan insanı kovalar,köpek fareyi kovalayan kediyi kovalar,fare de insanı korkutur.Para mutluluk getirir.İyi de o zaman yüksek bir hayat düzeyi sağlayacak parayı kazanan herkesin çalışmayı bırakması gerekirdi.Oysa insanlar o kadar para kazanınca eskisinden de tedirgin bir duruma geliyorlar,her şeyi kaybetmekten korkuyorlar sanki.Paranın parayı çektiği doğru.Yoksulluk mutsuzluk getirebilir ama para ille de mutluluk getirmez.Hayatımın büyük bir bölümünü mutluluk arayarak geçirdim şimdi zevkin peşindeyim.Zevk sevişmeye benzer,başlar ve biter.Haz almak istiyorum.Hoşnut olmak istiyorum ama mutluluk başka.Artık o tuzağa düşmüyorum.Bir takım insanlarla bir aradayken o önemli soruyu sorarak onları kışkırtmaya çalışıyorum:Mutlu musunuz? Hepsi de evet mutluyum diyor. Ozaman şunu soruyorum: Ama daha fazlasını istemiyor musunuz? Hepsi de evet mutluyum diyor.O zaman da mutlu değilsiniz diyorum.Hemen konuyu değiştiriyorlar.
  • "Hayat ne tuhaftı, bize zarar veren şeyler aynı zamanda huzur bulduğumuz tek şey olabiliyordu."
  • Bana çınar olmanı istemiştim
    Gölgende rahatlamak huzur bulmak
    Oysa bana çıra oldun içten içe yaktın