1000Kitap Logosu
Resim
144 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Farklı kelimesini kullanmam gereken birkaç kitaptan biri sanırım, Aldatma. Üretken ve bol ödüllü Joseph Roth’un sizlerde farklı bir tat bırakacağı kitaplarından. • Bir adam. Kitap yazmakta. Ve o kitapta bir de kadını anlatmakta. Varmış gibi. Ya da olacakmış gibi gerçekte. Soruları var çokça. • Bir kadın. Huzur istiyor. Ya da istemiyor. Ya da öyle görünüyor. Şikayetçi eşinden. ‘Arzulu’ diyor, ‘anlayışsız’ diyor. Ve başka bir erkeğe anlatıyor bunları. Çözümsüzlük için belki de. •
Aldatma
7.1/10 · 68 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
272 syf.
·
14 günde
·
Puan vermedi
Şu anda bakıldığında din,toplum ve ahlak kurallarına göre aykırı görünen bir dünya olsa da dünya keşke böyle olsaydı diye düşünmeden edemedim zaman zaman. Kategorilere bakıldığında herkes alfa artı olmak ister; ama epsilon eksi olsan da sorun yok. Zaten mutlusun. Alfa artı olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsun çünkü. Dinimizde anlatılan 7 katlı cenneti anımsattı bana. 7.kat cennetin en üst mertebesi ama 1. katta olsan da mutlusun. Huzur içindesin. Günümüzün en büyük mutsuzluk kaynağı epsilon eksiler gibi çalışıp alfa artılar gibi yaşamak istemek. Bu da birçok insanda ruh bozukluğuna yol açıyor haliyle. Ayrıca kitabın 1932 de yazılmış olması Huxley'in hayal gücüne hayranlık duymama sebep oldu. Bazı önermeleri günümüzde geçerliliğini de hala koruyor üstelik. "Yama artarsa refah düşer, yama antisosyaldir." Kitapta soma diye bahsedilen de günümüzde antidepresanlar belki de.
Cesur Yeni Dünya
7.8/10 · 45,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
280 syf.
·
3 günde
·
6/10 puan
JOANNE GREENBERG & SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM
Selam arkadaşlar Çok fazla popüler olan bir kitapla geldim. Konusu ilgimi çekmişti, yapılan yorumlar, incelemeler çoğunlukla güzeldi ve güzel bir önyargı ile başladım. Kitap, Şizofreni hastası olan 16 yaşındaki Deborah'ın ailesi tarafından tedavi edilmesi üzerine ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırılması ile başlıyor. "Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben... Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim... Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim... Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğü vadedebilirim." Deborah bir yandan gerçek dünyayla bir yandan da kendi kafasında kurmuş olduğu ve gerçekliğine inandığı YR krallığı ile savaşıyor. Kafasında kurduğu bu dünyada başka insanlar var ve hatta başka bir dili bile var. Kitapta Deborah’ın inişli çıkışlı tedavi sürecini hastane yaşamını, diğer hastalarla kurduğu ilişkilerini, sağlığına kavuşması için onu hastaneye götüren anne ve babasının verdikleri bu karar yüzünden yaşadığı karışık duyguları okuyoruz. İki dünya arasında sıkışıp kalmış 16 yaşındaki Deborah iyileşebiliyor mu? Yoksa yanlış bir karar verip bir hiçliğe doğru sürünüyor mu? Kitap giriş itibariyle çok akıcı ilerledi, hastaneye yatırılma süreci anne ve babasının o tedirginlikleri, korkuları, yeterince iyi bir ebeveyn olamadıklarını düşünüp iç hesaplaşmaları çok etkileyiciydi. Daha sonrasında üzülerek söylüyorum sıkılarak okudum, sanki bitmesi gereken yerde bitirilmemiş gibiydi. Olaylar fazla uzatılmıştı. Deborah'ın Yr krallığı ile olan çatışması beni çok yordu. Yazar, araya psikolojik bilgiler serpiştirmiş bunlar güzel detaylardı. Kitap bana biraz Veronika ölmek istiyor eserini de anımsattı. 296 sayfadan oluşan eser yer yer beni içine çekti yer yer de bunalttı. Psikoloji severlerin rahatlıkla okuyacağı bir eser. Edebi yönden olmasa da kurgu olarak sevebilirsiniz belki. Ben sevemedim maalesef. Okuyanların yorumlarını mutlaka bekliyorum kitapla kalın sevgiler
Okuyacaklarıma Ekle
608 syf.
·
4 günde
·
10/10 puan
İspanya'nın Bask bölgesinde, bir köyde milliyetçiliğin orada yaşayan Baskların üzerindeki etkilerinin iki aile üzerindeki yansımalarının konu edildiği bir roman.Baskların, kendilerini İspanyollardan ayrı hissetmelerinin, kendilerini ezilmiş ve haksızlığa uğramış bir halk olarak görmelerinin neticesinde mi yoksa bunun bu şekilde algılanmasının kurulduktan sonra mı başladığı muamma olan ETA terör örgütünün bölgeye hakim olduğu bir ortam. Milliyetçi, ayrılıkçı söylemler moda. İnsanlar bu söylemler üzerinden birleşiyor ya da ayrışıyor.Hikayenin odak noktası olan İki ailenin dostluklarıda bu milliyetçi söylemlerden payını alıyor. Miren ve Joxein çiftinin büyük oğlu Joxe Mari bölgede yaşayan çoğu genç gibi ETA sempatizanı. Bu sempetizanlık değil aslında.ETA'nın yaptığı propagandayla militanlığı, militanları bir kahraman olarak göstermesiyle ve bölge halkında ETAya karşı duyulan korku neticesinde oluşan saygı gençlerin kendilerini, hayallerini gerçekleştirmelerinin yegâne yolunun ETA'dan geçtiğine inanmaları. ETA'nın gücüde bu unsurdan kaynaklanıyor. Miren ve Joxen çiftinin oğlu Joxe Mari kaçınılmaz olarak ETA militanı olmaya başlayıp örgütün eylemlerini yapmaya başlayıp yeraltına çekilirken,maddi durumları yaşadıkları yerde yaşayan insanların ortalamasının çok üzerinde olan Bittori Txato çiftinin ve çocuklarının huzur içinde yaşadığı ortam ETA'nın aileden haraç istemesiyle bozuluyor. Ailenin reisi Txato apolitik bir adam olmasına karşın veriyor istenen haracı ama aradan biraz zaman geçince tekrar haraç istiyor örgüt. Bu sefer istenen meblağ Txato'nun verebileceğinin çok üstünde.Txato haracı taksitlerle ödemeyi teklif etsede örgüt kabul etmiyor. Köyde bir dışlama kampanyası başlatılıyor Txato ve ailesine karşı. Ölüm listesine alınıyor ve köyün meydanlarında Txato'yu hain ilan eden sloganlar yazılıyor. Hiç kimse selam dahi vermez oluyor. Txato ve ailesi yalnızlaştırılıp düşmanlaştırılırken,Joxe Mari'nin gitgide ETA'nın önemli bir militanı olmaya başlaması Joxe Mari'nin annesi Miren'in oğluna olan sevgisi onuda ETA'laştırıyor ve Miren'i tam bir radikale dönüştürüyor. Öyleki en yakın dostu olan Txato'nun karısı Bittori'ye ve ailesinede bütün köyün aldığı tavrı alıyor, alieye selam bile vermez oluyor. Derken Txato, Jose Mari'ninde içinde olduğu üç kişilik bir tim tarafından evinin önünde öldürülüyor.Üç kişilik ekip Txato'yu Joxe Mari'nin öldürmesini planlamalarına rağmen Joxe bunu yapamıyor. Çünkü Txato çok iyi bir adam ve Jose Mari neredeyse onun elinde büyümüş, ayrıca Txato ailesinin maddi durumları daha iyi olduğu için Joxe Mari'nin ailesine birçok yardımda bulunmuş. Joxe tetiği kendi çekemeyince tetiği çekme görevini arkadaşına devrediyor.. Bu ölümün iki aile üyeleri üzerinde birçok etkisi oluyor ve kitap bu etkileri çok güzel bir şekilde anlatıyor. Derken Joxe Mari yakalanıyor ve ceza evinde birçok içsel dönüşüm geçiriyor.Bu arda Txato'nun dul eşi Bittori sık sık kocasının mezarına gidiyor ve tuhaf gelsede mezarın başında kocasıyla konuşuyor. Yakalandığı hastalık nedeniyle ömrü az kalan Bittori'nin hayattan artık tek beklentisi kalmış ve isteğiyse kocasının ölümünden sorumlu tuttuğu cezaevindeki Joxe Mari'nin pişmanlığını dile getirdiğini ifade edecek bir özür. Çeşitli olaylar ve Joxe Mari'nin koca bir gençliği bir hiç uğruna harcadığı gibi duygularla girdiği iç hesaplaşmlarla birçok şeyin yeni yeni farkına vararak geçirdiği içsel dönüşüm sonucu Bittori'den dilediği özürle biten bir kitap(Kitaba zenginlik katan daha birçok şey daha var bu arada tabi). Kitabı kısaca özetledikten sonra kitabın okurken bana düşündürdüklerinden bahsetmek istiyorum biraz. Kitabı okurken insanların milliyetçi söylemlerini temellendirdikleri noktaların birkaç sloganist, klişe sözcükten öteye gitmediğini fark ediyorsun. Altı bomboş söylemler. ETA terör örgütünün insanları ikna etmek için güçlü bir doktrini yok, işin aslında buna ihtiyacıda yok. Örgüt kendi propagandasını bilinçleri eğiterek değil insanların içgüdülerini, duygularını, korkularını yöneterek yapıyor. Gençlerin tecrübesizliğini kullanarak, hayatlarını kendi potasında eriterek ayakta kalıyor. Örgüt insanların duygularını, korkularını yönetirken,insanların örgüte olan sadakatini göstermelerinin zorunlu olduğu bir sürü psikolojisi yaratıyor. Bu sürüyü oluşturan insanları örgütün ilkelerinin korunması adına birbirinin denetçisi yapıyor. İnsanlar sürü içinde bireyselliklerini kaybediyor ve böylece örgüt tarafından suistimal edilip manipüle edilmelerinin döngüsü garantilenmiş oluyor. Korku ve nefret üzerinden yürüyen bir sistem. Tarihin seyri insanoğlunun ne kadar geliştiğini göstersede bu değişimin sadece görüntüden ibaret olduğunu düşünüyorum. Rasyonel davranma yönünde bir gelişim olduğunu düşünmüyorum. Hala en önemli meseleleri içgüdülerimizle, korkularımızla ve nefretlerimizle çözüyoruz. Kitapta en çok düşündüğüm konu bu oldu. Örneğin kitapta başlangıçta çok politik olmayan Joxe Marin'in annesi Miren'in oğlunun gitgide militanlaşmasıyla gitgide radikkaleşmeye başlayarak dünyayı politik bir pencereden görmeye başlaması. Sonra oğlunun yaptığı eylemlerden pişman olmasıyla gitgide apolitik bir hale dönüşmesi, görüşlerini oğlunun konumuna göre belirlemesi. Annelikte içgüdüsel bir durum ve Miren'in dünya görüşünü bu oluşturuyor. Miren tabiki sorulsa böyle olmadığını ifade eder, gerekçeler öne sürer ama durum tamamen bundan ibaret. İçgüdüsel kararlarımıza bir kılıf bulup bunu mantıklı hale getirmeye çalışan bir zihinsel mekanizmamız var. İşin en kötü kısmı bilinçaltındaki bu süreçlerin işleyişine bilincimizin bihaber oluşu(Farkındalık demek bilinçaltı süreçlerinin işleyışini anlayıp, içgüdüsel davranışlarımıza çekidüzen vermek demek bence bu arada).Farkındalığımızın olmayışının sonucu olan içgüdüsel davranmamız ne kadar büyük bir zaaf. Bu zaaf bizi suistimal edilmeye ve üzerimizde manipülasyon yapılmaya açık hale getiriyor. Umarım hiç kimse kitaptaki Joxe Mari gibi bu farkındalığa bütün hayatını tüketip yaşayacak bir hayatı bile kalmadığı noktada sahip olmaz. Kalabalıkları kendi gücünün unsuruna dönüştürmek isteyen ister devlet olsun ister herhangi bir örgüt olsun sahip olmamamızı istedikleri tamda bu farkındalık. Yani içgüdüsel davranan insanlar olmamız. Ancak bu şekilde suistimal edilip manipüle edilebiliriz. Son olarak, ister kitaptaki hikayeye olsun, ister kendi yaşadığımız hayatlara olsun biçimini içgüdüsel davranışlarımızın ve onu suistimal edip kontrol eden güçlerin verdiğini düşünüyorum. Başkalarının kontrolünde, hesaplanmış, öngörülen sınırlar içinde bir hayat yaşadığımızı düşünüyorum ben. Bireysel bir farkındalığın bile çözüm olmayacağını, farkındalığın topluca olmadan hayatımızın kontrolünün tamamen ellerimizde olmayacağını düşünmemde cabası, diyerek incelememi bitiriyorum.
Anayurt
8.9/10 · 21 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
144 syf.
·
Puan vermedi
Müellif, siyer alanında birkaç örnek ile Allah'a yaklaşmayı ve ancak bu şekilde huzur bulunacağını anlatmış. Deneme tarzında yazılmış bir eser. Birbirinden bağımsız şekilde ama ortak noktada buluşan yazılar içeriyor. Kitabın ismi ilgi çekici. Başlamaktan kasıt besmeledir. Bismillah deyip Allah'a tutunmak isteyenlere, Rabbine aşkını yenilemek isteyenlere tavsiyedir.. .
Okuyacaklarıma Ekle
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.