Romanın Khaled Hosseininin yalın ve açık anlatımıyla yaprak dökümündeki istanbul, köşk ve aile havasının bir sentezi olduğunu söylemeden edemeyeceğim. En azından ben tüm kitap boyunca bu senteze inanarak okudum. Konusu ayrıntılarına girmeden analatamayacağım kadar kapsamlı o yüzden üzerimdeki etkisinden bahsetmekle yetineceğim; akıcıydı, sonuna kadar merak duygusu hiç eksilmeden devam etti, etkileyeciydi öyle ki Kulin'in söylediği her kelimeyi hissettim. Zeki Salih Ana vatanı Bosnayı tek kurşun sıkamadan masa üstünde kaybettiğini öğrenip de bahçedeki söğüt ağacına kurşun attığında hissettim. Sabahat sırf ermeni olduğu için sevgilisi Aramla sokakta yan yana dahi yürüyemediğinde hissettim. Ölümler yaşandığında en önemlisi de Atatürk'ün ölümü anlatıldığında hissettim. Ayşe Kulin'in birkaç düzine kağıt aracılığıyla aktardığı her şeyi hepsini, olayları unutsam dahi bana hissettirdiklerini unutamayacak kadar içselleştirdim. Karakterlerinden de parçalar kattım kendime. Bu yüzden çok etkileyici ve önemli bir romandı benim için, Ayşe Kulini de sevdiğim yazarlar arasına ekledi.
"Şimdi size söyleyeceklerimi can kulağı ile dinleyin çocuklarım," dedi. "Annenizle benim iki vatanımız oldu. Birinde doğduk, diğerinde öleceğiz. Sizin tek bir vatanınız var. Bu vatanı çok sevin, dağını taşını her şeyden, hatta kendinizden de çok sevin ki kimse gelip elinizden almasın. İlerde, ihtiyar olduğunuzda inşallah, emrihak doğduğunuz toprakta nasip olsun sizlere." Babalarının sesi titriyordu.
Nusret, Saadet ve henüz beş yaşında olmasına rağmen Muhittin o gün, vatanın asla kaybedilmemesi gereken çok değerli bir şey olduğunu, yüreklerinin bir köşesine kazıdılar.