Fazla popüler olması nedeniyle hep erteleyip insanların rahatsız edici olarak nitelendirmeleri nedeniyle de okumama kararıma sadık kalamayıp başladığım bu kitap. Bu kitap benim en sevdiğim kitap. Ama en çok neresi biliyor musunuz? Alex'in sonsuz kinini kustuğu, yaparken hiçbir duygu hissetmediği günahların güzelleştirilerek, kanı memeden yeni sağılmış taze sütmüş gibi masumlaştırıp akışını süslü sözlerle anlattığı, tüm avam davranışlarıyla tezat çizecek şekilde gerektiğinde büyük bir beyefendi olduğu ve Ludwig hayranlığı. Ludwig'i dahi günahlara çağrı olarak görüp kötülüğü kendi seçimi olduğu için yücelttiği ve davranışlarında olmasa da fikirlerinde haklı olduğu kısımları. Yanlış da olsa yaparken beni eğlendiren işkencelerin döndüğü sayfaları. Sonuçta kitaplar bunun içindir değil mi arkadaşlarım? Yapamayacaklarınızı yapanları görüp, deneyimleyebilmeniz için. Ama sonrasında ne oldu, ne oldu sonrasında? O büyük otorite simgesi Alex günahdaşları tarafından polislere teslim edildi. Sanki her boku birlikte yememişlercesine, utanmadan, sıkılmadan. Onu kandırıp grup lideri olmasından duydukları rahatsızlıktan dolayı ateşe attılar. Onu daha sonrasında gözlerine sokulacak demirler; el, kol kafa ve boynuna bağlanacak kayışlar ve damarına boca edilecek hasta edici bir sıvıyla baş başa bıraktılar. Bu kısımda beni en çok rahatsız eden şey de onun otoritesine karşı çıkılması oldu çünkü bir kitabı okuduğumda ,kitap ve karakter yeterince iyiyse, o karakterin düşüncelerini iyice kanıksar ve onun gözünden görürüm arkadaşlar, anlatıcı değiştikçe karakterim de değişir ama burada anlatıcı hiç değişmedi ve ben hep Alextim. Her şeye sahipken komuta birden elinden alınan Alex. Kendini kanıtlamak için arkadaşlarının tuzağına düşen Alex. Başta benimsediğim Alex, hapishaneyi boylaması hatta