İnsanlar kendileriyle aynı bilinç dışı kaygılara sahip olan, kendi fonksiyon bozukluklarının aynası olan ve çözülmemiş duygusal sorunlarını onların yerine tetikleyen insanları hatasız bir içgüdüyle partner olarak seçerler. 
Bir de bu azimli kişiliğin “hafta sonu kederi“ adını verdiğim durumu vardı. Cumartesi sabahları bir çöküntü olurdu. Her yanımı içim çekilmiş gibi bir uyuşukluk sarar, bir kitap ya da gazeteye gömülür ya da somurtkan bir yüzle pencereden dışarıya bakardım. Sadece kasırga gibi geçen haftanın bitkinliği değil, ne yapacağımı bilemediğimden. Hafta içi günlerindeki adrenalin olmadan ne odaklanabiliyordum, ne bir amacım ne de enerjim vardı. Tükenmiş ve asabiydim, ne bir şey yapabiliyor ne de dinlenebiliyor.
DEB’li çocuğun değişken ruh halleri vardır, neşeli gülümsemeler bir anda memnuniyetsizlik kaynaklı çatık kaşlara ya da düş kırıklığı gösteren ekşi suratlara dönüşebilir.
DEB’li çocuk ya da yetişkin, başkalarının sözünü kesmekten kendin alamaz, her türlü aktivite de sırasını beklemek ona işkence gibi gelir ve genellikle sonrasını düşünmek diye bir kavram yokmuş gibi düşünmeden konuşur ya da hareket eder.