“Ben seni derin denizlerde terk etmedim
Sen beni kuru toprakta bıraktın
Ben seni parlak altınlara değişmedim
Sense beni bir pula sattın
Leylim oy,
Oy benim gözüm oy.“
Ben bir insanı öldürdüğüm zaman onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. Bu yüzden korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan korkmazlar. Onları korkutan gerçekliğimdir. Bu korkutucu gerçek bana güç veriyor. Beni ölümden, yaşamdan, açlıktan,çıplaklıktan ya da yılgınlıktan koruyor. Beni hükümdarlarla polisin zalimliğinden koruyan da bu korkutucu gerçektir.
Çoğu insan gibi benim de bir sürü kız ve erkek kardeşim vardı. Baharda çoğalan, kışın titreyip tüylerin döken, yazınsa ishal olup zayıflayan, birbiri ardına köşeye büzülüp ölen civcivler gibiydiler.
Yalnız ve yalnız o bir çift göz kandırırdı beni sanki. İri miydiler ufak mıydılar bilmiyorum; kirpikleri uzun muydu, kısa mıydı onu da bilmiyorum. Bütün anımsadığım kapkara iki yuvarlağın çevresinde apak iki halkı. Akın daha ak, karanın daha kara olması için, bu gözlere bir bakmam yeterdi; sanki gizemli bir kaynaktan alıyorlardı ışıklarını, çünkü toprak katran karası, gökyüzü ise aysız güneşsiz, gece kadar karanlıktı.