dün akşam üzeri annem ayva almış. akşam da teyzeme çaya davetliydik.
en nazlı sesimle ‘annee, ayva tatlısı’ dedim gözlerimi süzerek. gözleri güldü. ‘tamam kızım’ dedi ’gitmeden yaparım’ sonra tatlıyı ocağa koydu da öyle gittik misafirliğe.
gece, teyzemden dönünce Fatıma ile bir güzel yedik ayvaları. annem yoğun tempoda yorulmuş, yatıverdi.
ayva tatlısı, en bi sevdiğim, ziyadesi ile dengeli ve tadına doyamadığım bir tatlı. çocukluğumdan kalma bir miras adeta. böyle diyorum çünkü çocukluk hatıraları, yaşam boyu ziynet misali taşınan mefhumlardır.
ayvayı ve ayva tatlısını ilk urfa/ bilecikteki soba kuzinemizden tanıyorum. babam kış gelir gelmez, her ay maaş yattıktan sonraki ilk kurulduğu gün çıkılan semt pazarından ayvaları alır getirir annem de şekerlediği ayvaları arka odada kurulu sobanın kuzinesine sürer, birazdan çıkarır tabaklara pay eder ve kaymaklayıp elimize tabaklarda sunardı. soğuk havada dışarıda dolandıktan sonra gelir yerdim ben de. kış aylarında, bazan bahçedeki duvara bitişik kurumuş gül dallarını seyreder, dikenlerini izlerdim. çevrede ufak bir tur atar ama arka bahçeye uğramazdım. arka bahçe bahara ve yaza özgüydü. toprak düzlenmemişti ve neredeyse her daim yabani otlarla kaplı olurdu. oraya babamla bademler olgunlaşınca giderdik. babam badem toplar- bazan çağla- ve kocaman avuçlarında bana sunardı. kıkırdayıp babamın o kocaman avuçlarına atılmayı ne çok severdim. bereket, hala daha gülüşüp kucaklaşırız. Şimdilerde kucaklayıp başının çevresinde döndüremiyor bittabi lakin ben gülümseyince gözlerini yere doğru indirişi dudaklarını gülerek bir büküşü var ki, sanki ben gülünce dünyalar onun oluyor.
ayva diyordum. urfadaydık.
işte sonra büyüdük. merkeze yerleştik. tatlıyı ara sıra ocağın üzerinde yaptı annem bittabi. lakin artık her kış bir gelenek haline