Bu sade, bu basit söz ona bir feryattan daha yanık ve herhangi bir aşk ve sevda ezgisinden daha tesirli geldi. Çünkü, bu onun ilk kalp acısı idi ve yaşı henüz yirmi beşi geçmemişti.
Güneş bir yerden çekildikten sonra nasıl sıcaklığı uzun bir zaman için orada kalırsa Leyla da bu evden çekilirken kokusunu, hararetini buraya bırakmıştı ve Necdet, sahibini kaybetmiş bir köpek gibi bu kokunun çizdiği çizginin dışına çıkamıyordu.
Ey beni çılgın eden; benden bu istiğnâ hâli nedir?
Niye sormazsın ki, bu divâne gönlünün ahvali nedir?
Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen, mâzursun;
Ama tenhada da yüz vermezsin; bu korku nedir?
Hâlimi bilmediğin için bana acımıyorsan, anlarım;
Ya hâlimi bilip de kasden tegâfül göstermek nedir?
Yâr yüzünden bin gönül derdi çektim; bu da bir dert ki
Gönlümün bindir derdini bildi, ama birine derman eylemedi
Gurbet vâdisinde can verdim de; o güzellikler şâhı,
Bir gece bile olsun beni vuslat konağında misafir eylemedi