“Saygıdeğer karıncalar gözlerini yuvada açar,besbelli orada kaparlar;bu müspet ve sebatkar davranışlarıyla da büyük bir onuru hak ederler. Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever. Kim bilir (emin olamayız tabii) belki de insanların yeryüzünde ulaşmaya çalıştığı tek gaye, bu gayeye ulaşma yolundaki daimi çaba,başka bir deyişle hayatın ta kendisidir,yani iki kere iki dört cinsinden bir formül olan gaye değildir; zaten iki kere iki dört,hayat değildir baylar,ölümün başlangıcıdır.’’
İnsanoğlu aptal olmasa bile dehşetli nankördür. Nankörün nankörüdür. Hatta bana göre en uygunu, insanı iki ayaklı nankör bir mahluktur diye tarif etmektir.
Görünmeyen bir adamın görünme mücadelesi.
Yine bir rus edebiyatı, yine yüreğim dağlandı ve yine çok beğendim... rus edebiyatı tanımadığım insanların var olan acılarını bilip bu acılara üzülmeme neden olsa da oldukça seviyorum.
Kitabın ilk kısmı yeraltını anlatırken ikinci kısım anlattıklarını örnekleyen notlardan oluşuyor. İlk kısımda yüreğinizi sıkan son derece iddialı cümlelerle karşılaşırken, ikinci kısımda konularla ilgili hikayelerle karşılaştıkça hüznü arttırıyor.
Kahramanımıza gelecek olursam kahramanımız(kahramanımız diyorum çünkü adını hiçbir zaman zikretmedi) son derece kibirli görünen bir o kadar kibirsiz, sefillikten nefret ederken bir o kadar sefil, ezikliğe tahammülü yokken yine hekeza ezik birisi. Hayatta vasfı olan saygı duyulan biri olma isteğini geçmiş,sadece adam yerine konmak istiyor. Zira zeki ve yüksek şeylere ilgili birisi. Ancak bunlar hayat ilişkilerinde işlemiyor. İnsanlardan kaçıyor ama insan sıcaklığı arıyor. Kavga edilmek dayak yemek pahasına farkedilmek istiyor. O bunlar için çabalarken ben de bi o kadar gerildim. Okurken de Mustafa Ulusoyun kitabında bahsettiği,insanın değer görme sevgi görme ihtiyacının ne denli büyük olduğunu ve onu aradığımız şeylerin hiçbir zaman tam tatmin edemeyeceğini hatırladım.
Kitap son derece vurucu ve etkileyici bir kitap. Sonu geldiğinde devamını beklercesine kaldım. Çünkü mutsuzdum. Hala mutsuzum. Belki de mutlusuzum.
Kitaplar mutsuz etmeli mi bilmiyorum. Ben şuan mutsuz olduğum için mutluyum. Kitapların bende bıraktığı etkiyi seviyorum.