İnsanın içini sessizce kemiren bir fırtınadır. Ne kadar güçlü görünürsen görün, içten içe eksilirsin. Bir zamanlar aynı yöne bakan iki göz, şimdi birbirinden uzağa dalar; aynı yolda yürüyen iki kalp, artık farklı sokaklarda yankılanır.
Bir sesin yokluğu en ağır sessizliktir. Bir zamanlar her mesajın, her dokunuşun, her gülüşün anlam taşıdığı yerde şimdi sadece hatıralar dolaşır. Zaman geçer, insanlar unutur derler ama bazı ayrılıklar unutulmaz sadece kabuk bağlar, ara sıra sızlar.
Ayrılık bazen bir bitiş değil, yarım kalan bir duadır. “Keşke”lerle dolu bir iç çekiştir, “belki bir gün” umuduyla yazılmış bir vedadır. Çünkü bazı insanlar gider, ama kalbinden tam olarak çıkmaz. Ne kadar uzak olursa olsun, bir yerlerde hâlâ senin adını fısıldayan bir rüzgâr kalır.
Ve sen, o rüzgâr estiğinde bir an durur, gözlerini kapatır, içinden “O da hissediyor mudur acaba?” diye sorarsın. Cevabını bilmezsin, ama o an, bir kez daha anlarsın: Ayrılık, iki bedeni değil, bir ruhu ikiye ayırmaktır.