Kalbi Allah’ın ﷻ zikrinden uzak olanlar, kalpleri kararmış olanlardır. Kalbin ihyâsı, Allah'ı zikretmekle olur. Allah'ı zikreden kalp mutmain, Allah'tan gafil olan kalp karanlıkta ve şaşkınlıklar içinde olan kalptir. | Mehmet Emin Akın
1000Kitap
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Allah’a binlerce şükürler olsun ki şimdi, yani henüz gençken, emekli olmadan, günlük işim gücüm, koşuşturmacamın arasında gün içinde 4 vakit namazı aksatmadan kılıyorum. Allah’a binlerce şükürler olsun ki güneş doğmadan kendiliğimden uyanacağım yaşlılık zamanım gelmeden önce, henüz sabah uykusu çok tatlı ve uyanmak çok zor gelirken çalar saat ile her gün güneşten önce kalkıp sabah namazımı kılıyorum. Ve yine Allah’ıma sonsuz şükürler olsun ki manevra kabiliyetim iyice tükenip çınaraltı kahvehanesinin sandalyesinde ikindi namazını beklerken 99’luk tesbihimle zikir yapmazdan önce şimdi 33’lük tesbihimle işe giderken, gelirken, bazen işyerinde, evde kanepede uzanırken Allah’ı hatırlıyorum O’nu yüceltiyorum, tesbih ve zikrediyorum… NE MUTLU BÖYLE YAPABİLENE! *** İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. (ANKEBUT-2) Dini konularda konuşanlar, hele hele bazı kişi ve/veya cemaatlerin büyük yanlışlarına dikkat çekenler konuştukları oranda bu dinin emir ve yasaklarına uymalıdırlar da aynı zamanda. Biz de, bizim beğenip zaman zaman görüşlerinden istifade ettiğimiz hocalar da, eleştirdiğimiz cemaatlerin müntesipleri kadar namaza özen gösterip aksatmamalı, tesettüre dikkat etmeli, zinadan, içkiden vb. haramlardan kaçınmalıyız. Allah'ı zikredip yüceltmede, şükürde, sabırda en az onlar kadar gayretli olmalıyız. Hakka hukuka azami riayet etmeliyiz. (Onların bu yönlerinin kuvvetli olduğunu varsayarsak) Aksi taktirde ciddiye alınmayabiliriz. İnsan her şeyden önce kendi dini yaşantısıyla örnek olmalıdır. Tebliği de ek bir vazife olarak görmeli, yukarıda verdiğim ayeti akıldan çıkarmayarak, insanları ciddi konularda bilgilendirip hakikati gösterse de bunun kendisinden diğer
Reklam
Türk edebiyatında saf şiirin, sesin ve ahengin şairi Ahmet Muhip Dıranas... Edebiyatımızın bu zamansız ismini, vefatının 46. yılında saygıyla anıyoruz. “Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden...” Lisede Faruk Nafiz Çamlıbel ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi olan Dıranas; Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Sait Faik ve Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi dönemin genç şair ve yazarlarından oluşan o muazzam edebi çevre içinde yer aldı. Cahit Sıtkı gibi şiirde sese ve ahenge büyük önem verdi; aşk, yalnızlık, hüzün, ölüm ve doğa gibi temaları ele aldı. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak gelenekte çağdaşlığı yakalayan şairin "Fahriye Abla" şiiri, adeta onun adıyla özdeşleşti. O, şiirlerinde biçim mükemmelliğine öyle büyük bir titizlikle yaklaşırdı ki; heceyi modern bir ruhla harmanlayıp adeta kelimelerle müzik yapardı. Biz onu hafızalarımıza kazınan "Fahriye Abla" ile, o lirik "Serenad"ı ile, zamanın geçişini felsefi bir derinlikle ele alan "Olvido"su ve ölümün beyaz sessizliğini fısıldayan "Kar" şiiriyle tanıdık, çok sevdik. Şiirlerinin yanı sıra tiyatro oyunları yazan, Küçük Prens’i dilimize ilk çevirenlerden biri olan Dıranas; vasiyeti üzerine doğduğu yer olan Sinop’un o sessiz köyünde uyuyor şimdi. Ama bıraktığı o tertemiz, o "saf" miras hâlâ içimizde bir yerlerde yankılanıyor. Popüler kültürün hızla tükettiği bu çağda, Edebi Akış’ta Türk edebiyatının bu zamansız değerlerini anmaya, onların sesine ses olmaya gururla devam ediyoruz. #AhmetMuhipDıranas #edebiyat #şiir #klasikler #edebiakış
“Sanma ey hâce ki senden zer-u sîm isterler, yevme lâ yenfeu’da kalb-i selîm isterler”
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗#Kâfirler: “Biz ne bu Kur’an’a inanırız, ne de bundan önceki kitaplara” diyorlar. Sen o zâlimleri bir de hesap için getirilip Rablerinin huzurunda durdurulduklarında bir görsen! Birbirlerine laf yetiştirmeye çalışacaklar: Dünyada zayıf düşürülüp ezilenler büyüklük taslayan liderlerine seslenerek: “Eğer siz olmasaydınız biz elbette iman ederdik” diyecekler. 31 Büyüklük taslayanlar ise, zayıf düşürülüp ezilenlere: “Size doğru yolu gösteren kitap ve peygamber geldikten sonra, siz iman edecektiniz de, biz mi sizi ondan zorla alıkoyduk. Hayır, asıl siz günaha dalmış inkarcı suçlulardınız” diye karşılık verecekler. 32 Bu kez, zayıf düşürülüp ezilenler büyüklük taslayanlara: “Hiç de öyle değil! Gece gündüz işiniz gücünüz hilekârlıktı. Allah’ı inkâr etmemiz ve O’na ortaklar koşmamız için bize baskı üstüne baskı yapıyordunuz” diyecekler. Kendilerini bekleyen azabı gördüklerinde ise artık tartışmayı bırakacaklar, içlerine çöken pişmanlık acısı bir kor gibi yüreklerini yakıp kavuracak! Biz de o kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçirip, hepsini aşağılık bir halde cehenneme sürükleyeceğiz. Onlar, başka değil, sadece yaptıkları günahların cezasını çekecekler! 33 #Tefsir: 📖 📖 Dünyada nüfûz, güç, kuvvet sahibi olup kendileri inanmadıkları gibi, zayıf buldukları bir kısım insanları da Allah yolundan saptıran kibirli nasipsizler vardır. Kur’ân-ı Kerîm, saptıranlardan “müstekbir”, onlara uyup sapanlardan ise “müstaz’af” olarak bahseder. Ne kitap ve peygambere ne de âhirete inanan bu zâlimlerin, mahşerdeki kavgalarından, birbirlerine laf yetiştirmeye çalışmalarından acıklı bir manzara arz edilir. Özeti şudur: Hiçbiri suçu sahiplenmek istemez, hep birbirlerini suçlarlar, o korkunç cehennem azabı karşısında bir suçlu bulup onu kurban vererek kendilerini
(Sözler, Risale-i Nur)
Şu kâinatın yüzüne bak ki birbiri içinde hadsiz mektubat-ı Samedaniye hükmünde olan sahaif-i mevcudat ve her bir mektup üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilmiş. Bütün bu mühürlerin şehadetlerini kim tekzip edebilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalp kulağı ile hangisini dinlesen اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ dediğini işitirsin.
Reklam
Reklam