Alp Arslan, Urfa'dan ayrılıp Ocak 1071 sonlarında Birecik yakınlarındaki Nehrülcevz yöresinden Fırat'ı geçerek burada bulunan çok hoşlandığı bir çayırda dinlenmek üzere konakladı. Bu sırada fakih Ebû Cafer, sultana "Ey Efendimiz, ulu Tanrı'nın sana ihsan ettiği bu nimete şükret" deyince, Sultan "Bu nimet nedir?" diye sordu. Bunun üzerine fakih "Bu ırmağı şimdiye kadar Türk olarak yalnız köle asıllı hükümdarlar geçmişlerdir; hâlbuki bu gün, Hazret-i âlileri, ilk kez bir Türk sultanı olarak geçiyorlar" dedi.
Dünya, bir kitab-ı Samedanîdir. Huruf ve kelimatı nefislerine değil belki başkasının zat ve sıfat ve esmasına delâlet ediyorlar. Öyle ise manasını bil, al; nukuşunu bırak git.
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı
Hemu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı
Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı
Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı