“Ey gönül, ey gönül, neden bu kadar Gamla dolusun? Yıkıksın; kırık döküksün ama tılsımlı bir definesin sen. Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın; bildiğin gibi değil, her varlıkdan daha olgun, daha ilerisin sen. Ruhsun, Cebrail’in üfürmesiyle ikizisin; tanrının sırrısın, Meryem’in oğlu İsa gibisin sen. Kendine bir hoşça bak; alemin özüsün sen; varlıkların gözbebeği olan insansın sen.”
“Ey gönül, onun bakışındaki büyü yüzünden Sahralara düşmüşsün; deli misin sen, benden haberin yok mu?
Galib, her gece, onun hayaliyle gönlün felaketle dopdolu; yoksa o Ay yüzlünün gönlünde yerin yok mu?”