Acı çikolata gibiydi. İnsanın damağında başlayan yakıcı, keskin acının yerini, tatlı ve yumuşak bir tada bırakmasıydı.
Tatlı çoğu zaman acının ardında kalırdı çünkü acı hep bir adım öndeydi. Yine de tatlıyı engellemeyendi.
Hayat gibiydi bir bakıma da. Her zaman iyi ve kötüyü aynı anda yaşatmayı kendine iş edinendi.
İki parlak çikolata rengi karenin, birbirine temas ettiği ilk andan itibaren kalplerinde bir daha asla ayrılmadıkları hikayenin tek adıydı.
Sevdiğini kaybeden herkes dik durmakta zorlanırdı. Hayat boyu yaslanarak bir omuz aradı kendine. Sırtını yaslayacağı bir insan. Tüm gayesi bu olurdu ama insanlar acılarını görmediği insanlara dayanacağı bir omuz vermezdi. Acılarını görenler de yalnızca daha fazla canını yakmak için acılardan bir silah yaratırdı kendine.
Eğer seni diğer insanlardan ayıran belirgin bir özelliğin varsa artık onunla anılırdın. Seni sen yapan ruhunla değil de dışındaki etten bedenle ilgilenirlerdi. Çünkü her ne kadar önemli değil deselerde görünüş, sandığımızdan daha çok rol oynuyordu hayatımızda.