Tarımı, hayvancılığı, tuğla, kâğıt, kumaş üretimini geliş tirenler milyonlarca emekçinin ruhunu, sağlığını, gıdasını ve barınma koşullarını iyileştirmeyi düşünmediler ve düşünmek istemediler. Halkın yaşamını, davranışlarını ve refahını kaderin keyfîliğine bıraktılar. Sanki bunun hiç kimseyi ilgilendirmediği, hiç kimsenin görevi olmadığı konusunda herkes hemfikir gibiydi.
"Bildikleri gibi yaşamaya devam etsinler. Başlarına iyi bir şey gelirse ne âlâ, kötü zamanlarda ise sabırlı olsunlar." Her yerde ve her zaman halk kitleleri sabretmek, katlanmak zorunda bırakılır. Sabır, uzlaşma ve yoksunluklar kitlelerin bir nevi görevi haline gelmiştir.
Pek çok konuda saldırıya uğramış, küçümsenmiştir halk. Her yerde ve her zaman,"Halk sarhoştur. İnsanlar tembel, çalışmak istemiyorlar. Insanlar kaba, açgözlü, acımasız," denir ve en iyi becerdikleri şeyin sabır olduğu söylenir. "Açlık çekiyor, donuyor, pislik içinde yaşıyor, yine de şikâyet etmiyor, sabrediyor."