Bir çiçek olsam, büyümeden solardım.
Güneşin yakıcı ışığı bana dokunmaz, yağmur olduğum yere yağmazdı. Tenime dokunan yağmur beni üşütür, güneş beni ısıtmazdı. Hislerime karışan hissizliğim beni solmaya mahkum ettiğinde ruhum baş aşağı kaldı. Çünkü benim mucizem yoktu, hiç olmamıştı, olmayacaktı. Mutlu son diye bir şey yoktu.
Geriye şeytanla küçük kız kaldı.
Küçük kız, şeytanın öldürücü pençesine takıldı. Takıldığı pençede ölmeyi bekledi ama böyle bir şey gerçekleşmedi. Şeytan ilk defa öldürmedi. Küçük kızı aldı, her şeyden herkesten gizli ininde sakladı.
Küçük kız, artık şeytana emanetti.
Kül olacağını bilse bile dokunacaktı.
"Karanlık bir dönemdeydik.
Aydınlığa ihtiyacımız vardı. Fakat siyah ve beyaz bizi yalnızca kör eder. Dünyaya hükmedenler iki renk görmekten artık bıktı, Alatav. Siyah ve beyaz. Hep aynı çemberin içinde dönüp duruyor. Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu."
"Yeni bir renk gelmesi gerekiyordu, o da Bronz."