Batı on yedinci yüzyıldan itibaren olağanüstü olanın men
edildiği bir silik yaşamlar “fabf’inin doğuşunu gördü. İmkânsızlık
ya da gülünçlük, sıradan olanın anlatılabilmesinin koşulu
olmayı bıraktı. Amacı artık umulmadık olanı anlatmak değil,
görünmeyeni, görünemeyeni, görünmemesi gerekeni açığa çıkarmak,
gerçeğin son ve en zayıf derecelerini anlatmak olan bir
dil sanatı doğdu. “Ehemmiyetsiz” [infime] olanı, anlatılmayanı,
herhangi bir görkeme sahip olmayanı, dolayısıyla “rezil” [infâ-
me] olanı anlatmaya zorlayan bir tertibat kurulurken, Batı’da
edebi söylemin “içkin etiği” denebilecek şeyi teşkil edecek yeni
bir buyruk şekilleniyordu. Bu söylemin törensel işlevleri yavaş
yavaş silinecekti; görevi artık kuvvetin, zarafetin, kahramanlığın
ve gücün son derece görünür olan ışığı değil, daha ziyade, en
gizli olanı, anlatması ve göstermesi en zor olanı ve son olarak
da en yasaklı ve skandal yaratacak olanı somut bir şekilde açığa
çıkarmak olacaktır.