Annesine duyduğu şefkat, onu memnun etme arzusu ve onunla çatışma korkusu, kendisini küçültüp o halde kalmanın güvenli olacağına ikna olmasına yol açabilir. Dolayısıyla ataerkil kültürlerdeki kız çocukları, güçlenmek ile sevilmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalarak büyür.
Son günlerde feminist, aydınlanmış ve bilinçli bir kadın olmaktan çok bahsediliyor. Fakat işin gerçeği şu ki, içimizde dişillikten uzaklaştırıldığını veya sürgün edildiğini hissettiğimiz alanların üzerine henüz eğilmemişsek, gerçek anlamda güçlenemeyiz.
Birçok yetişkin kadın, önceki kuşakların yaptığı fedakarlıkları yapmamayı tercih ettikleri için bilinçdışında reddedilme korkusu yaşar ve kişi bu korkuyu genellikle, yine bilinçdışında kendi çocuklarına aktarır. Küçük bir kız çocuğu, annesinin öfkesinin güçlü bir hedefidir çünkü kız henüz annelik için kişiliğinden vazgeçmek zorunda kalmamıştır. Küçük kız, annesine kendi yaşanmamış potansiyelini hatırlatabilir. Eğer kız kendisini, annesinin sineye çekmek zorunda kaldığı ataerkil buyrukların bazılarını reddetmeye yeterince layık görüyorsa, o zaman annesindeki gizli öfkeyi kolayca tetikleyebilir.