“ …Sonra bir aralık Cevat Paşa başını kaldırır. Yanında yürüyen arkadaşını bir müddet süzer ve sorar:
- Bir şey mi yapacaksın Kemal?
- Evet paşam, bir şey yapacağım…
- Allah muvaffak etsin…
- Mutlaka muvaffak olacağız!..
“ Bir millet esirliğe düşünce, o milletten olan herkes nasıl hiç olur. Ben bu yabancının evinden çıkarken, bütün uşaklarının, arkamdan güldüklerini duyar gibi oluyordum.
“ Ama bir adam var. Bu adam Mustafa Kemal’dir. Asker odur. Onun kafası yenilgiyi kabul etmemektedir. O, yeniden bir orduyu yaratabilir. Yaratabileceğine inanır. Hem yaratacaktır da. Bakın daha mütarekenin ilk günü ve ilk saatinde, yani daha mütarekeyi ancak telgrafla haber aldığı anda bile onun davranışı nedir: —— Doğrudan doğruya emrim altında bulunan iki ordunun, arzu ettiğim tarzda takviyeli halinde, bütün felaketlere rağmen, Türk’ün sesini işittirebileceği kanaatindeyim. Bu yolda işe başladım. ——
“ Mütareke metninin Adana’da Mustafa Kemal’in eline geçtiği gün, Türkiyenin başlıca harp mesulleri ve İttihat ve Terakki’nin mutlak hakimleri olan Talât Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa, bir Alman ekibi tarafından idare edilen eski bir denizaltı ile, İstanbul’dan ayrılıyorlardı. Bunların hepsi yurtdışında ve yabancı kurşunlarla can verdiler. “
“ Mustafa Kemal’e gelince, o realisttir. Ne hicaz’ın kutsallığına, ne hilâfetin değerine inanır. Arabistan yarımadası, Hicaz, Yemen, Necit gibi ülkeler zaten Türklerle de meskûn değildir. “