"Dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bir tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamıştır Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sayıyorsunuz."
Bu kitabı lise zamanlarımdan beri okumayı çok istiyordum ama bir türlü alıp da okuyamamıştım. Nihayet okuyabildim. Öncelikle kitabın ismi çok ilgimi çektiği için beklentim bayağı bir yüksekti. İlk yarıda beklentimi bir türlü karşılayamadığı için hayal kırıklığına uğrasam da kalan yarısında kitabı gerçekten beğendim. Aslında genel olarak sıkıcı bir kitap değildi, bir şekilde akıyordu. Ben sadece aradığımı bulamadığım için kitap başlarda beni bir türlü içine alamamıştı. Bir kitabın ilk sayfaları ya da 50’ye kadar olan kısmı ilgimi çekmezse çok zor devam ediyorum o kitaba ama bir kez daha anladım ki başlangıçtan çok son önemli. Etkileyici bir son yazarak belki de en basit dille yazılmış, basit bir senaryoya sahip bir kitabı bile hatırlarda kalacak hale getirebilirsiniz. Bu kitabın senaryosu basit değildi ancak dili gayet sade, anlaşılır ve akıcıydı. Kitap, Veronika’nın hayatının tekdüzeliğinden sıkılıp artık yaşamak ona bir anlam ifade etmediği için intihar etmesiyle başlıyor. İntihar girişimi başarısız oluyor ve gözlerini açtığında kendisini akıl hastanesinde buluyor. Ona kalbinin hasar aldığını ve yaşayacak sayılı günleri olduğunu söylüyorlar. Veronika da bu kısa zaman içerisinde nasılsa öleceğim, bunu engelleyemeceğim diyerek kendini yaşama kaptırmamaya, içinde hiç bulunmayan o yaşama isteğini doğurmamaya çalışıyor aslında. Ancak bu istekten uzak durmaya çalıştıkça daha da yaklaşıyor. Akıl hastanesinde geçirdiği günlerde tanıdığı insanlar, ettiği sohbetler, yaşadığı şeyler onu kendisini keşfetmeye, yabancı olduğu birçok hisle tanışmaya itiyor. Ayrıca kitap boyunca Veronika’nın tanıştığı insanların hikayelerini de okuyor ve onları da yakından tanıyoruz. Benim en çok hoşuma giden buydu çünkü farklı yaşamlar ve perspektifler sunuyordu bize. Kitapta en sevdiğim kısımlardan