📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitap yorumlamakta pek iyi değilimdir ancak bu kitap için birkaç cümle kurmadan edemeyeceğim.
Zor bir dönemimde tanıştım bu romanla; kaybolmuştum ve yolumu bulamıyordum, zihnimin içinde öyle bir düşünce akışı vardı ki ne hızına yetişebiliyor ne de kaosunu dindirebiliyordum, bildiğim ve kendime kattığım tüm inançlarımı sorgular olmuştum. Sonra bu eseri elime alıp okumaya başladım. İçinde adı geçen kişileri daha öncesinde bildiğim, ilgilendiğim için okurken hiç yabancılık çekmedim, akışa kolayca uyum sağladım. Freud, Nietzche, Breuer, Salome…Devler ligi gibi adeta. Özellikle Lou Salome’nin kitaplarını okumuş biri olarak onu bu kitapta başka bir gözden görmek daha da ilgimi çekti. Hazır Salome’den bahsetmişken onunla ilgili kitapta dikkatimi çeken bir detaydan bahsetmek istiyorum; Nietzche ve Breuer, Salome hakkında konuşurken ikisi de Salome’nin kendinden emin adımlarla yürüdüğünden, yoluna hiçbir engel çıkamazmış gibi sağına soluna bakmadan yürüdüğünden bahsediyorlar. Salome ise Arayışlar adlı kitabının baş karakteri Adine için şöyle bir cümle kuruyor “Bir tek sen böyle yürürsün, sen yürürken dünyanın bütün yolları düzmüş veya önündeki görünmez bir varlık yolları senin için düzeltiyormuş gibi geliyor insana.” Üstelik bunu kitapta Benno adında bir erkek karakter söylüyor Adine’ye. Arayışlar’ı yıllar önce okudum ancak ilk okuyuşumda bile Adine’nin Salome olduğunu düşünmüştüm. Kendi düşüncelerinin bir yansıması. Şimdi Nietzche Ağladığında’yı okuduktan sonra emin oldum diyebilirim. Kitapla ilgili bu detayı fark etmek beni gülümsetti.
Her neyse, kitabın konusundan çok bana hissettirdiklerinden bahsetmeye devam edeceğim. İlk 200 sayfa daha durağandı, esas olaylar için zemin hazırlanıyordu bu nedenle yarısına kadar okuyup da sıkıldıysanız sakın bırakmayın! Çünkü kalan yarısı