Allahım! Muhammed’e ve âline rahmet gönder. Beni maksadıma doğru götüren faydalı bir hidayetle hidayetlendir ki kendime ondan başka bir yol seçmeyeyim; hak yolundan sapmayayım; o doğru niyetten kuşkuya düşmeyeyim. Beni, ömrüm sana hizmet elbisesi içinde ibadet yolunda olduğu müddetçe yaşat. Ömür yaylamda şeytanın otlama korkusu ortaya çıktığında, gazabının ve öfkenin şiddeti bana yönelmezden ve üzerime birikmezden önce beni kendi katına çağır.
Kadının dinsel olarak "noksan" sayılması-ki bu, kadının özsel değerini bedenine bağlayan bir anlayıştır- ailenin reisi olan erkeğe kadın üzerinde dinsel bir hak da sağlar: "Karısının itikad, ibadet ve ahlakını yoklayarak bu hususta bir eksiği varsa onu da öğretmek. Kuran'daki "erkeğin bir derece üstünlüğü", gerçek yaşam da ona birden fazla derecede üstünlük ve hak kazandırmaktadır, dinsel alanı da kapsayan bu hiyerarşik ilişki, inanan kadın tarafın-dan da ister istemez içselleştirilmektedir. "Kıyamet gününde kadın evvela namazından, sonra da kocasına itaatından sorulacaktır" buyuran hadisi mümin kadının sorgulaması, olanaksız olmasa da, kolay değildir.
Çoğunlukla insanlar çok düşük seviyede çıkarım yapabilirler. Seyâhatlarda en düşük derecede çıkarım yapanlara “turist” diyoruz. Çok sefil bir olaydır turizm, tam yüzyılımıza, çağımıza yahut günümüze uygun bir eblehlik örneğidir. Otobusun camının arkasından birtakım manzaralar görüyorsunuz. “Bu bilmem ne camii, bilmem ne kilisesi” diye size gösteriyorlar, siz görmüyorsunuz; boş gözlerle bakıyorsunuz.
Rehber birtakım tarihler söylüyor ama sizde o tarihler hiçbir şey uyandırmıyor. “Notre Dame Katedrali 116oda inşâ edilmiştir”. Oradan yeniden evinizin düzenini, görünümünü tekrarlatan otel odanıza dönüyorsunuz. Bildiğiniz, alıştığınız yemekler getiriliyor. Sonra “ben Taylanda gittim, Japonyada gezdim” diyorsunuz. Aslında hiçbir yere gitmediniz. Yâni aynı olayı evinizde ekranınıza da yansıtabilirsiniz. Bu tanımaya yönelik değil. Bilgilenmek tanımaya yöneliktir, tanıma tutkusunun sonucudur. Ama böyle bir şey yok turizmde.
Orada sâdece görme, vakıt geçirme söz konusu. Yâni refah seviyesi öylesine yükseliyor ki, artık çalışmaya ihtiyâç yok. Yukarıdan iniyor yiyeceğiniz, içeceğiniz. Bütün hayati ihtiyâçlarınız karşılanıyor. Ne yapacaksınız, canınız sıkılıyor. Kumar oynarsınız, turistik seyâhata çıkarsınız yahut kafayı çekersiniz. İşsizlik kadar kötü bir şey yoktur. Zâten dinin en fazla telkin ettiği şey işdir, çalışmadır: “Ölmeyecek gibi çalış, yarın ölecekmişsin gibi ibâdet et”,
Ebû Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Medinelilerden birinin hurmalığında geziyorduk. Bir ara Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem bana "Ey Ebû Hureyre! Malını şöyle şöyle ve şöyle dağıtanlar dışında çok mal sahibi olanlar helâk olmuştur. Böyle dağıtanlar da pek azdır" buyurdu ve sağına-soluna, önüne doğru avuçlarıyla bir şeyler verir gibi yaptı. Bir süre daha yürüdükten sonra "Ey Ebû Hureyre! Sana cennet hazinelerinden bir söz söyleyeyim mi?" diye sordu. Ben "Ey Allah'ın Resûlü! Elbette söyle" deyince, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah ve lâ melcee minallahi illâ ileyh: Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Allah'a karşı yine Allah'tan başka sığınak yoktur' de" buyurdu. Bir süre daha yürüdükten sonra "Ey Ebû Hureyre! İnsanların Allah üzerindeki hakları ile Allah'ın insanlar üzerindeki haklarının neler olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dedim. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın insanlar üzerindeki hakkı, O'na ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamalarıdır. Bunu yapmaları hâlinde de Allah'ın onları cezalandırmaması haktır."