Tek söylemek istediğim şey eğer İsmail Saib ismini daha önce duymadıysanız bu vesileyle açın araştırın okuyun.. Kendisi Beyazıt Kütüphanesinde görev yapmaktayken şarktan garptan birçok insanın sorularına cevap bulmuş hatta merak ettikleri konuları şu rafta şu isimli kitabın 175. sayfasının 2. paragrafıda aradığınızı bulabilirsiniz diyecek kadar da kitaplara hakim bir alim. Kimlerle aynı dünyada yaşıyoruz da haklarında bir cümle bilmiyoruz.
Okumak, bir bireyin insanlığa borcudur. Ortak birikimden pay almaktır. Bu öyle bir hazinedir ki ne kadar çok kişiyle paylaştırılırsa o kadar artacaktır.
Teknolojinin okuma, yöntem araç ve alışkanlıklarımızı etkilediği bu çağda kütüphaneler hâlâ bilginin ve kültürün kaleleri olma özelliğini korumaktadır. Çünkü kütüphaneler kitapların yalnızca muhafaza edildiği binalar değildir. Bir ülke veya şehir için övünç kaynaklarıdır, insanlar için bir hatırlatmadır. İyi dinlediğimizde her kütüphane bize aynı gerçeği fısıldar: "Senden önce de yaşayanlar oldu bu dünyada; senin yaşadıkarını daha önce yaşayanlar, senin ifade edemediğin, adlandıramadığın, anlayamadığın korkuları, kaygıları, sevinçleri yaşamış ve kaleme almış birçok insan oldu. Onlarla tanışmak için buradan daha güzel bir yer bulamazsın. Hadi, çekinmeden, kendi evine girer gibi gir bu kapıdan içeri..."