Endüstri çağının ikinci psikolojik yanılgısı, bireysel bencilliğin yaşanmasının toplumsal uyuma, barışa ve huzura yol açacağı inancıdır. Daha başından yanlış olan bu varsayım, yaşanılan deneylerin ışığında iyice açığa çıkmıştır. Büyük ekonomistlerden yalnızca David Ricardo’nun reddettiği bu teorinin doğru olması için de hiçbir neden yoktur.
Bencillik, bir davranış biçimi olmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin karakterinin bir bölümü olarak da ortaya çıkar. Bencillik, insanın her şeyi yalnızca kendisi için istemesi durumudur. Bölüşmek yerine sahip olmak kişiye haz verir. Sahip olmak tek hedef olunca insan giderek daha açgözlü ve ihtiras sahibi olur. Çünkü ne kadar çok şeye sahip olursa o kadar mutlu olacağını sanır.
Böylelikle kişi, herkese karşı bir düşmanlık beslemeye başlar. Kandırmak istediği müşterileri, iflasa sürüklemeye çalıştığı rakipleri ve sömürmeyi arzuladığı işçileri hep onun daha az şeye sahip olmasına yol açtıkları için bencil kişinin düşmanlarıdır.
Bu tür düşünen bir insanın arzuları sonsuz olduğu için hiçbir zaman rahat ve huzur bulamayacağı bellidir. Onun tüm yaşamı, kendinden çok şeye sahip olanları kıskanmak ve kendinden az varlığı olanlardan da korkmakla geçecektir. Ama bu kişinin toplumda örnek bir kişilik çizebilmesi ve güleç yüzlü, akıllı, namuslu ve dost bir insan olabilmesi için duygularını bastırarak o yönünü hem kendinden hem de başkalarından gizlemesi gerekmektedir.
Açgözlülük, toplumdaki sınıflar arasında sürekli bir savaşa yol açar.