Yaşıyor Muyum Ben?
Hani, “yaşıyor muyum onun bile farkında değilim” dediğin durumlar oluyor ya, güneşin doğuşunu izle.
Gözlerinin seçemediği bir karanlığın yavaş yavaş yerini aydınlığa bırakmasını, sessizliğin yerini sese bırakmasını, yeni aydınlıkta dolaşmaya başlayan sokak köpeklerini, yanıp sönen ve “bu saatte beni takmasan da olur” diyen trafik lambalarını, uykulu arabaları izle.
Yaşadığın sokağın güne nasıl başladığını izle.
Ne Bekliyordun?
Ne bekliyordun hayattan diyorum, daha ne olsun, herkese aynı hayat.
Portakal herkese aynı kokuyor, yağmur herkesi ıslatıyor, kuşlar konacağı pencereyi güzelliğine göre ayırmıyor; hayat hepimize aynı.
Ne bekliyordun? Eğer sen de bazen öyle karanlık uyanıyor, zaman zaman daralıyor ve nasıl çıkacağını bilmiyorsan o duygudan, sor kendine... Ne bekliyordun?
Dünya kötü diyoruz, hayat berbat, sıkıntılar, dertler, kederler, adaletsizlikler...
Bu dünyada yaşanmaz diyoruz. Gittikçe yapışıyor üzerimize dünyanın pisliği, gittikçe daha çok batağa çekiyor bizi...
Oysa silkelemek, toz kondurmasak insanlığımıza, temiz tutmaya çalışsak kendimizi, çözeceğiz hayatla olan meselemizi...
Mutluluğu Bulduğun anda, gördüğün, fark ettiğin veya hissettiğin anda yakalayıp cebine koyacaksın, orda birikecek, elini cebine sokup şıngır şıngır oynayacaksın küçük mutluluklarla...
Sonra ihtiyacın olduğunda, kendini kötü hissettiğinde cebinden çıkartıp kalbine atacaksın bir tane...
Hani böyle bir küçük karanfili damağında gezdirir gibi, bir çiçeği koklar gibi...
İpek mendillere sarılmış bir avuç badem şekerinin tadına tek tek bakar gibi...