Nayan

Türk'ün lisanı nasıl sade ise dinî, ahlaki, bedii, siyasi, iktisadi, ailevi hayatları da hep sade ve samimidir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Türklerin bütün sanat şubelerinde aşikâr olan bedii hususiyetleri de tabiilik, sadelik, zarafet ve orijinalliktir. Türk'ün halılarında, çinilerinde mimarisinde, hüsnühattında tecelli eden hep bu bedii meziyetlerdir. Türk'ün güzel sanatlarında olduğu gibi diyanet ve ahlakında da hep bu meziyetlerin hâkim olduğu görülür.
Türk sulhperverliğinin müessisi Mete'dir. Türklerin bu eski sulh ananesi sayesindedir ki Türk hükümdarları İslam devrinde de daima mağluplara şefkatle muamele etmiş, daima kendilerini beynelmilel bir sulh amiri tanımışlardır. Türk tarihi baştan başa bu davaya şahittir. Avrupalıların o kadar itham ettikleri "Attila" bile yine o rivayetince mağlup milletler ne zaman sulh istemişlerse derhâl kabul etmiştir. Çünkü Attila da bir ilhan, yani cihan sulhunu temine çalışan bir mücedditti. Avrupalılar Attila'nın "Tanrı Kutu" unvanını, "Allah'ın belası" suretinde tercüme etmekle tarihî bir günah işlemişlerdir.
Türklerin eski dinlerinde zühdi ibadetler yoktu, bedii ve ahlaki ayinler çoktu. Bunun neticesi olarak İslamiyetten sonra da, Türkler kuvvetli bir imana, samimi bir diyanete malik oldukları hâlde, zahidane ve mutaassıbane duygulardan azade kaldılar.
Mahmud-ı Kaşgari Divan-ı Lugati't Türk maddesinde, Türkleri muhtasaran tarif ediyor. Diyor ki "Türk'te tasallüf ve tefahür yoktur. Türk büyük kahramanlıklar ve fedakarlıklar yaptığı zaman, bir fevkaladelik yaptığından habersiz gözükür."