Bu bir kitap değerlendirmesidir. Hikaye ile ilgili olay ayrıntısı içermez.
Kitabımız olağan bir şekilde başlayıp normal akışında ilerlerken kahramanımızın bir arayış içerisinde olduğunu anlamamak imkansız. Bu ne aradığını bilememe hali onu imkansız bir aşka sürüklüyor. Burada aşk ile ilgili gerçekten güzel vurgular var. Sevgiliyi görmeye gidemeyince uşağını gönderip, uşağı döndüğünde onun gözleri uşağımın üzerine değdi deyip, uşağına da aşkla bakması buna örnek olarak gösterilebilir. Kitap bize karasevda dediğimiz ya da diğer adıyla platonik aşkın bize anormal gelmesine rağmen en doğal hallerini yansıtıyor.
İntiharın bir anda akla gelen bir şey olmadığını, yavaş yavaş doğup büyüyüp aklı ele geçirdiğini ve sonrasında kendisine mantıklı bir zemin bulduğunu çok güzel gösteriyor. Bu da olaya psikolojik açıdan bakmak isteyenlere güzel bir biyografi inceleme sunabilir.
Klasik Batı eserlerinden farksız olan bu eser diğer Klasik Batı yazarlarının işlediği konular, değindiği noktalardan fazlaca ayrışmasa da Goethe'nin Antik Yunan efsanelerine olan merakı kitabı bir nebze farklı kılsa da Goethe'den beklenen neyse onu yansıtıyor kitap ve böylece Batı Klasiği sıkıcılığı aşamıyor.
Kitapta bolca Eski Ahite ve Homeros'a atıf var. Bu da "dünya klasiği" olarak görülen her kitapta mevcut olan bir durum. Dünya klasiği diye bize yutturulan kitapların aslında Hristiyan çoğrafyasının dışına hitap etmediğini bir anlasak ya da onların kitaplarında gayet normal gördüğümüz dini motifleri kendi yerli yazarlarımızda görmekten rahatsız olmasak da kendimize has modern klasik anlayışı oluşturmuş olsaydık, ahhh. Oysa bizim Türk klasiği diye andığımız eserlerimiz Batı Klasiğinin birer kopyası olmaktan öteye geçememiş. Tabi burada Ahmet Hamdiyi ve Ahmet Haşim'i ayrı tutmalı.
Ayrıca çok önemli