Yaşamın kendisi yaratır mana,
Söz ile yetinen varamaz ona.
Manayı doğurmaz duyulan sözler,
Anlama varınca manaya döner.
Görmek,duymak yetmez anlamak için,
Duyguyla karşılık bulmalı ilkin.
Dışardan gelenler kapıyı çalar,
Açılan kapıyı iç dünya açar.
İçerde oluşan her ince seda,
Kök salar derine duyulan anda.
Bilgi bir tohumdur düşerse cana,
Yeşerip dönüşür oluşur mana.
Nice sözler geçmiştir kulaktan kulağa,
Bazen zihne düşer,bazen yokluğa.
Sonda bir karşılık bulmayan sesler,
Zamanın içinde silinip gider.
Zacharius Usta bana göre insanın bilgiye ve güce olan aşırı güveninin nasıl bir felakete dönüşebileceğini anlatan etkileyici bir hikâyeydi. Zacharius Usta, sahip olduğu yeteneği ve bilgeliği zamanla kibire dönüştürdü; kendisini neredeyse doğaüstü bir varlık gibi görmeye başladı. Fakat bu kibir onu yalnızlığa, korkuya ve sonunda trajik bir sona sürükledi. Hikâye, insanın ne kadar güçlü olursa olsun sınırlarını unutmaması gerektiğini hatırlatıyor.
Jules Verne ise hayal gücünü bilimle birleştirmeyi başaran eşsiz bir yazardı. Seksen Günde Devriâlem ile dünyayı dolaştırırken, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ile okurları okyanusların derinliklerine götürdü. Onun eserlerinde macera, merak ve insan ruhuna dair güçlü gözlemler her zaman iç içedir. Zacharius Usta da bu yönünün kısa ama unutulmaz örneklerinden biri
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,8bin okunma
Lev Tolstoy’un Anna Karenina’sını her düşündüğümde Tolstoy un zekasına saygı duyuyorum.Çünkü XIX. yüzyıl Rus toplumunun bir portresini değil, insan ruhunun en kuytu köşelerini aynada görüyormuş gibi
Kim dünya ve ahirette selâmet isterse sabretsin, haline razı olsun. İnsanlara dert yanmayı bıraksın. Bütün ihtiyaçlarını Allah Teâlâ'dan istesin. O'na itaatten ayrılmasın. İç huzurunu O'ndan beklesin. Ve O'na çekilsin. Çünkü O, kendisi için başkalarından ve mahlukatın hepsinden daha iyidir. O'nun mahrum etmesi ihsandır, cezası nimettir, hastalığı devadır, veresiyesi peşindir, sözü işidir. Sözü ve işi de: "Bir şeyi yapmak isterse ona ol, der; o da oluverir." (Yasin suresi, 36/82)