Bir insanın düşüncesi, duyguları ve bedeni iç içe geçmiş eşmerkezli evrenlerdir, hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Kişinin bilerek ses tonunu veya tınısını değiştirmesi, sırtım bir milim dikleştirmesi veya açıkça görünen önemsiz alışkanlığını düzeltmesi bütün yaşamını değiştirmesi demektir. Bu, neredeyse olanaksızdır.
Ahlaki özellikler ancak görünür bir biçimde tüm toplumun mutluluğu ve kaderi üzerinde belirleyici olduklarında erdem olarak kabul edilir, adlandırılır, değer verilir ve benimsenmeleri için önerilirler: çünkü sonra çoğunda duygunun yüksekliği ve yaratıcı iç kuvvetlerin uyarılması o kadar büyüyecektir ki, bu özelliğe herkes elindekinin en iyisinden hediyeler verir. Ciddi olan ciddiyetini serer onun ayaklarına, ağırbaşlı olan ağırbaşlılığını, kadınlar yumuşak huyluluklarını, delikanlılar özlerinde umut dolu ve gelecek vaat eden ne varsa onu: şair sözcükler ve adlar verir ona, benzer varlıkların horonuna katar onu, ona bir soyağacı verir ve sonunda, sanatçıların yaptıkları gibi, hayal gücünün ürününe yeni bir tanrı diye tapınır, - ona tapınmayı öğretir.
Bir toplumda bir şeyler artık gizlenemeyecek veya görmezden gelinmeyecek kadar yanlış gitmeye başladığında sorulabilecek çeşitli sorular ortaya çıkar. Dün Avrupa bugün ise Ortadoğu için en yaygın şudur: “Bunu bizim kim yaptı?” Bu soruya verilen cevap genellikle dış veya iç günah keçilerine, yani yurtdışındaki yabancılara veya yurtiçindeki azınlıklara suç atmaktır. Tarihlerindeki en büyük krizle yüz yüze gelen Osmanlılar farklı bir soru sordu: ” Hata neredeydi ?”