Hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin. Ne sen başkası için mecburi istikametsin; ne de başkası senin için. Yorma kendini; bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin.
Charles Bukowski
Her biri kopuk kopuk. Her biri paramparça. Her biri kendi yalnızlığında. Her biri kendi karanlığında.
Her biri kendi unutuluşunda.
Ama gene de yaşıyorlar.
Komünistler belki de hiçbir zaman gerçekten iktidara gelmek istemediler. Komünistler olarak hiç kuşkusuz yalnızca bürokratik bir egemenlik biçiminden hoşlandılar;
bunun siyaset yapmada hiçbir ilişkisinin olmadığı, daha çok onun karikatürleşmiş haline benzediği söylenebilir.
Siyasetin çarkları böyle dönüyor, yani oyunun kurallarının baştan belli olduğu sonu gelmeyen bir senaryo doğrultusunda oyunculara her seferinde aynı kartlar dağıtılıyor.
Bu iktidarsızlık, bu iğdiş edilmişliğin bir nedeni yok mudur? Bunlara iktidarsızlık muskasını kim yazdı? Yalnız koşan ve meydan okuma duygusuyla bilinçli olarak kaybetmeyi seçerek oyun kuralını yadsıyan uzun mesafe koşucusunun tersine yapılan hangi büyü yüzünden seçimleri hep az farkla kaybediyorlar? Bilmek istediğim şey şu, iktidarı ele geçirebileceklerini bile bile niçin bu konuda başarısız olmayı yeğliyor ve tıpkı çizgi romanlardaki gibi iktidar adlı uçurumu görünce umarsızca frene basıyorlar?