Wittengenstein,"Lisanımın sınırı dünyamın da sınırıdır." diye yazmıştı. Lisanı çok ciddiye alıyoruz çünkü kendimizi de pek ciddiye alıyoruz. Düşünce ve duygularınızı,kelimeler olmadan ifade edebilmeyi hayal edin. Kelimeler. Kifayetsizlikleri bir klişedir. "Kelimelere dökemiyorum."
"Kelimeler yetmiyor."
"Kelime bulamıyorum."
Peki ya bulmanız gerekmeseydi?
Şimdi, ilk atalarımızın bildiğimiz anlamda bir lisan kullanıp kullanmadığını kanıtlama imkanımız yok. Tabii lisan bu eski iletişim biçiminin yerini aldıysa, bariz olan çıkarım lisanın daha gelişmiş bir iletişim biçimi olmasıdır. Bu mantıkla, aynı bizler gibi. Sadede gelirsek, iletişim biçimimizdeki hangi evrimsel avantaj bizi üstün kılıyor?
Eğer insanlar düşüncelerinizi okuyabilseydi ne yapamazdınız?
Her şeyden önce,yalan söyleyemezdiniz. Bir zamanlar, dünya üzerinde varoluşumuzun takdir-i ilahi olduğuna inanırdık. Aydınlanma çağıyla birlikte bilim soy ağacımıza dair cevaplar vererek bu mantığı gözden düşürdü. Son zamanlarda varoluşumuzun bu gezegene getirdiği yıkım ve tahribat sonucunda üstünlüğümüzün doğasını sorgulamaya başladık. Akrabamız olan türleri düşünürsek, soyların tükenmesini onların şanssızlığına bağladık. Ama çığ gibi büyüyen kanıtlara bakılırsa, başlarına gelenler bir kaza veya adaptasyon sorunu değildi. Kuzenlerimizin zamansız ölümü, son derece uzun süren acımasız bir soykırımın sonucuydu. Neanderthal'in başına ne geldi? Peki ya Denisovans'ın?Homo asiaticus ve naledi'nin?
Başlarına Homo sapines geldi. Biz çıkageldik ve hepsini yeryüzünden siliverdik.
📽Sense8