Kuytu Köşede Bir Şerbet
Yılların akışı içinde, gerçeklik ile irrasyonalitenin birbirine karıştığı o bulanık düzlemlerde, insan bazen kurgulu bir dünyanın içinde yeni kurgulara dalıyor. Hasretler, sevinçler, hicranlar, hasetler; arkadaşlıklar, düşmanlıklar, kıskançlıklar… Bir anda reca ile şahlanmalar, ardından yeis handikaplarına düşmeler. Pek şiddetli aşklar, sonra onlardan tiksinip kaçışlar. Kendine yabancılaşma, depresif hâller, dünyayı ve düzenini anlayamama sancısı… Saflıklar vardı bir zamanlar; emekle, sancıyla çizilmiş kırmızı çizgiler vardı. Fakat o çizgilere durmadan gerilla saldırıları yapıldı. Yağmalar, ihlaller, çöküşler yaşandı; iç duvarlarda delikler açıldı. İnsan kendinden nefret etmeye, insanları affedememeye başladı. Varoluş, boğazda düğümlenen bir soru hâline geldi. Bir yanda din membaından gelen soğuk, ferahlatıcı şerbetler vardı; kalbe serinlik veren, insanı bir anda dirilten ilahî esintiler… Bir yanda da şimşek hızında kat edilen yollar, sağdan soldan yükselen hiççilerin çığlıkları, hedonistlerin kendi bedenlerini kutsallaştırmaları, herkesçe alkışlanan sahte putlar… Ve biz yine kuytu bir köşede kaldık. Yine sağa sola savrulduk. Kesiklerle, kırıklarla, eksilmelerle ayrıldık kendimizden. Bir uçurumdan düşer gibi düştüm: “Hadi beni gör, beni sev ve kurtar!” diye içimden haykırdım. Fakat fena hâlde düşüyordum; kayalıklara çarpa çarpa, içimdeki bütün putların arasından geçerek… Nerede benim baltam? Şu sahte ilahların başlarını gövdelerinden ayırayım. Tuzla buz olsunlar. O asılmış ikonların yüzüne bir bıyık, bir de şapka çizeyim; sonra da kendi hâlime güleyim. Çünkü insan bazen en çok, yıktığı putların gölgesinde kendi zavallılığıyla karşılaşıyor. Şimdi yürüyorum. Reftara yürüyen bir at gibi, sallana sallana… Zümrüt çimlerin üzerinde esen yel ne kadar güzel, ne kadar
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. tarantino'nun filmleri, şiddetin estetik bir araç olarak kullanılması ve diyalogların ön planda olduğu, anlatıma dayalı bir sinema tarzı ile tanınır. sinemaya olan sevgisi ve tarihi sinemaya olan derin bağlılığı, onu çağdaş sinemanın en önemli figürlerinden biri haline getirmiştir. `quentin tarantino`'nun sinemadaki etkisi, özellikle sinematografik anlatım biçimleri, şiddetli ve stilize edilmiş aksiyon sahneleri, karmaşık diyalogları ve pop kültürüne yönelik bolca göndermesiyle kendini gösterir. tarantino, klasik sinema türlerine özgün bir bakış açısı getiren ve onları harmanlayan bir yönetmendir. işte tarantino'nun film kariyerinin bazı önemli yönleri: `tarantino'nun sinemaya katkıları: 1-sinemanın türler arası sınırları kaldırması`: tarantino'nun filmleri, birden fazla türü aynı yapıda harmanlamasıyla tanınır. pulp fiction'daki suç, dram ve komedi karışımı, kill bill'deki dövüş sahneleri ve batı, samuray, intikam temaları gibi örnekler, sinemada türler arası geçişin ne kadar etkili bir şekilde yapılabileceğini gösterir. 2- diyaloglar ve karakter gelişimi: tarantino'nun filmlerindeki diyaloglar, çoğu zaman filmdeki karakterlerin kişiliklerini, hikayeyi ve dünyayı anlatmak için bir araç olarak kullanılır. pulp fiction ve reservoir dogsgibi filmlerde, diyaloglar sık sık bir tür görsel sinema dışı anlatıma dönüşür, izleyicinin karakterlerle bağ kurmasına ve filmle etkileşime girmesine olanak tanır. 3- zamanın yeniden şekillendirilmesi:
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yol ne kadar virajlı olursa olsun VAZGEÇME...
Hayat her zaman karşımıza dümdüz yollar çıkarmıyor. Benim yolum da fazlasıyla engebeli, virajlı ve sabır sınayıcıydı. En büyük hayalim, o minik kalplere dokunabilmek, çocukların dünyasında iz bırakabilmek, yani Okul Öncesi Öğretmeni olabilmekti. İlk yılımda elimden gelen her şeyi yaptım. Sınav bittiğinde sonuç beklediğim gibi gelmedi. İlk büyük hayal kırıklığımı o zaman yaşadım ama pes etmedim. 'Bir yılımı daha feda ederim ama hayalimden vazgeçmem' diyerek mezuna kaldım. İkinci yılımda, o masanın başında geçirdiğim ayların mükafatı olarak istediğim puanı aldım. Tam 'Her şey bitti, nihayet başarıyorum' derken, hayatın getirdiği bazı mecburiyetler, elimde olmayan sebepler ve engeller yüzünden kendimi hiç ait hissetmediğim, hayallerimle uzaktan yakından alakası olmayan bambaşka bir üniversitede bambaşka bir bölümde buldum. O bölümde geçirdiğim yarım dönem, hayatımın en büyük iç hesaplaşmasıydı. Her sabah o istemediğim amfilere yürürken içimden bir ses hep aynı şeyi fısıldıyordu: 'Senin yerin burası değil. Sen çocukların kahramanı olacaksın, o sınıflarda olmalısın.' Düzenimi kurmuşken, bir üniversiteye yerleşmişken her şeyi arkamda bırakıp sıfırdan başlamak deli cesaretiydi belki de. Etrafımdaki insanların şaşkın bakışlarına, 'Zaten bir bölüm kazanmışsın, ne gerek var maceraya?' diyen seslerine kulak tıkamak zorundaydım. Yarım dönemin sonunda bir karar vermem gerekiyordu. Ya bana sunulan bu hazır ama mutsuz hayatı kabul edip sineye çekecektim ya da kurulu düzenimi, her şeyimi arkamda bırakıp bilinmeze doğru bir kez daha savaşacaktım. İçimdeki o sese güvendim, kurulu düzenimi bıraktım ve yeniden o ağır YKS kitaplarının karşısına oturdum. Kolay mıydı? Asla kolay değildi. Herkes çoktan yolunu çizmişken, akranlarım üniversite hayatının tadını çıkarırken benim yeniden aynı
Esnek, kabul edici, kıyasa girmeyen, dostâne bir ses. İç sesimiz. bi aile meselesi
İçimde Kalan Ses ◑
Düzelmiyor… Düzelebiliyor mu, onu da bilmiyorum. Belki de hâlâ düzeltmeye çalışıp çalışmadığımı bile bilmiyorum. Bir söz gelmişti aklıma; diyordu ki: “Başkasının acısını paylaşmazsak, kendi acılarımızı dindiremeyiz.” Dinledim… Nice kırgınlıklar, nice hikâyeler dinledim. Ama acım dinmedi. O zaman anladım; bazı yaralar başkasının hikâyesiyle değil, eksik kalan bir sesle sızlar. Çünkü benim acımda da sen varsın, onu dindirecek olan da sensin. Bazı yaraların ilacı sözlerdir; benim ilacım ise senin sözlerin… Çünkü sen, acımın da sebebisin, içimdeki fırtınayı dindirecek tek liman da. Vesselam🌗
Alıntı
Yönetmen tanıtımı quentin tarantino
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. -`pulp fiction`(1994): tarantino'nun en ikonik yapımlarından biri olan pulp fiction, karmaşık anlatı yapısı ve unutulmaz diyaloglarıyla sinema dünyasında devrim yaratmıştır. film, cannes film festivali'nde altın palmiye ödülünü kazanmış ve kült bir klasik haline gelmiştir. appraf.com/title/movie/-748o -`kill bill vol. 1 & 2` (2003-2004): bu iki film, intikam, dövüş sahneleri ve batı kültürüne gönderme yapan bir tarzda birleşir. kill bill, özellikle stilize edilmiş aksiyon sahneleri ve çeşitli sinema türlerine olan göndermeleri ile dikkat çeker. appraf.com/title/movie/-8vnp appraf.com/title/movie/-bz6i - `inglourious basterds` (2009): ii. dünya savaşı'nın alternatif bir anlatımı olan bu film, tarihsel bir arka plana sahip olmasına rağmen, tarantino'nun alışılmadık hikaye anlatım tarzını yansıtır. film, christoph waltz'ın hans landa rolüyle oscar kazanmasını sağlamıştır. appraf.com/title/movie/-8vnp - `django unchained` (2012): bu film, kölelik, intikam ve adalet temalarını işleyen bir western yapımıdır ve tarantino'nun şiddet ve dramatik anlatım biçimini birleştirir. jamie foxx ve leonardo dicaprio'nun performansları övgü almıştır. appraf.com/title/movie/-7k9s `once upon a time in hollywood` (2019): 1960'lar hollywood'una dair nostaljik bir bakış açısı sunan bu film, gerçek yaşamda meydana gelen manson ailesi cinayetlerine göndermeler yaparak, hem bir zaman dilimini hem de sinemanın dönüm