7/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
SİLİKON VADİSİ’NİN KİRLİ ÇAMAŞIRLARI MI, YOKSA BİR İNTİKAM KİTABI MI? Umursamaz İnsanlar, Meta'nın (Facebook) iç yüzünü anlatan oldukça sarsıcı bir anı kitabı. Eski bir diplomat olan Sarah Wynn-Williams, dünyayı daha iyi bir yer haline getirme hayaliyle katıldığı şirkette, zamanla teknoloji devinin karanlık tarafına tanıklık ediyor. Kitapta özellikle öne çıkan dört büyük skandal var: Kadınlara Yönelik Ayrımcılık ve Zorbalık Silikon Vadisi’nin modern ve ilerici görüntüsünün ardındaki erkek egemen kültür anlatılıyor. Kadınların dışlandığı ve ayrımcılığa maruz kaldığı öne sürülüyor. Internet.org Tartışmaları "Dünyaya ücretsiz internet" vaadiyle sunulan Internet.org projesinin, Myanmar gibi ülkelerde nefret söylemlerinin yayılmasına katkı sağlayarak ciddi toplumsal sonuçlara yol açtığı söyleniyor. Cinsel Taciz ve Örtbas İddiaları Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri, yazarın üst düzey yöneticiler tarafından tacize uğradığını ve şikâyet sürecinde şirketin yöneticileri koruduğunu öne sürdüğü anlatımlar. Çin’e Verilen Tavizler Yazara göre Facebook, Çin pazarında büyüyebilmek adına Çin hükümetinin taleplerine uyum sağlamaya çalıştı ve çeşitli tavizler verdi. Gelelim benim asıl eleştirime... Meta'nın bu ifşalar yüzünden yazara davalar açıp kitabın yayılmasını engellemeye çalıştığı söyleniyor. Evet, kitaptaki belgeler ve iddialar çok ağır. Yazar kendisini "saf ve mağdur" bir kahraman gibi sunuyor. Fakat sormadan edemiyorum: Sarah Hanım, bu kadar ağır şartları, tacizleri ve insanlık dışı politikaları görürken, sistem sizi dışarı itene kadar neden sustunuz? Yüksek maaşlar, konfor alanı ve özel jetler devam ederken ses çıkarmayıp, ucu kendinize dokununca konuşmak ne kadar samimi? Kısacası; teknoloji dünyasının karanlık yüzünü görmek adına tavsiye ederim.
Umursamaz İnsanlarSarah Wynn-Williams · Destek Yayınları · 08 okunma
tam bir zaman kaybı
3/10
·328 syf.··
2026 57. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 14:37
Kısaca konusundan bahsedeyim. Tess, babasının ölümünden sonra yıllarca annesiyle yaşamış ve kendi hayalleri doğrultusunda bir hayat kurmaya çalışmıştır. Ancak annesinin emekli bir mafya lideriyle evlenmesiyle hayatı tamamen değişir. Bu evlilik sayesinde Yunan mafyasının başındaki Nikolas Stathoulis onun üvey ağabeyi olur. Tess, film yapımcısı olma hayalinin peşinden gitmek isterken Nikolas onu koruma bahanesiyle hayatını kontrol etmeye çalışır. Özgürlüğüne düşkün olan Tess ise bu duruma boyun eğmez ve ikili sık sık karşı karşıya gelir. Aralarındaki güç savaşı zamanla yerini inkar edemedikleri bir çekime bırakırken, Tess kendini mafyanın tehlikeli dünyasının tam ortasında bulur. Sinir krizi geçireceğim. Uzun zamandır bir erkek karaktere bu kadar sinir olduğumu hatırlamıyorum. Kitaba başlamadan önce yorumlardan Nikolas’ın pek sevilen bir karakter olmadığını görmüştüm ama açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Okurken gerçekten elim ayağım titredi. Ben dark romance okuyan biriyim ama bu türü okurken özellikle dikkat ettiğim şeyler var. Güçlü, karanlık ve ahlaken gri karakterleri okuyabilirim fakat kadın karakterin sürekli aşağılandığı, tehdit edildiği ve baskı altında tutulduğu kitapları özellikle okumamaya dikkat ediyorum. Malesef çok araştırmadan okuduğum bir kitaptı o yüzden sevmediğim çoğu şeyle karşılaştım. Nikolas karakteri baştan sona tam bir red flag. Adamın konuşmalarının büyük kısmı emir vermekten, tehdit etmekten ve insanları kontrol etmeye çalışmaktan oluşuyor. Sürekli karşısındaki insanların hayatı kendi iki dudağının arasındaymış gibi davranıyor. Tamam, mafya liderisin. Tamam, güçlü bir adamsın. Ama ben daha önce onlarca mafya kitabı okudum ve hiçbirinde bu kadar kibirli, bu kadar buyurgan ve bu kadar tahammülsüz bir karakterle karşılaşmadım. Öyle ki en
1000Kitap
Günahkârın OyunuMichelle Heard · Artemis Yayınları · 2026100 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·432 syf.··
2026 36. kitabı
“Hayatımda kim bilir kaç kere, tabiri caizse ön verandada olmak varken arka verandada çakılıp kalmışımdır? Doğru yerde olsaydım yüzüme neler söylenecekti de işitmekten mahrum kaldım acaba? Hissetmediğim ne sevgiler , ne aşklar vardı kim bilir?” . Uzun zamandır yazmaya üşendiğim için ve biraz da sosyal medyanın girdabından uzak durmak adına bekletiyorum bu kitabın yorumunu.. Ya da başka bir sebep; çok da etkilenmediğimden.. Neden? Çünkü iç içe geçmiş kadın hikayelerinden oluşan bu öykü kitabı çoğu zaman aynı karakterlerin yaşantılarından bir kesit sunuyor. Bildiğiniz bir karakterin sonu gelmeyen bir olayı, okumada kekremsi bir tat bırakıyor. Kadınların çalışma koşulları, çamaşırhane, temizlik, yaşam şartları, alt kültür yaşantılar temalı.. Bağımlılık da bu temalar içinde.. Öykülere o kadar fazla sıkıştırılmış ki , evet hassasiyet gösterilen bu tema irite edici hale geliyor. Bazı öykülerin yazım amacını dahi anlayamadım. Yani sadece bahsedilmiş. Hikaye bitti ve ben “eee?” diyerek kaldığımı hatırlıyorum. Açıkçası keyifli bir okuma tadıyla okuyamadım. Sevenleri illa ki vardır ve olacaktır. Benim için olsa da olmasa da kadar.. Kitabın asıl özelliği, tüm bu öykülerin yazar öldükten sonra kitaplaşıp ses getirmesi.. Gizli saklı kalmış olması, özellikle kadın yaşamı üzerinde durması etkileyici yanı.. Hakkını bu anlamda teslim edebilirim.
Temizlikçi Kadınlar İçin El KitabıLucia Berlin · Siren Yayınları · 2021109 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 20. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:41
Hani hepimiz sürekli bir şeylerden şikayet ederiz ya, hayatın gürültüsünden, egonun bitmek bilmeyen fısıltılarından… Bu kitap elinde kahveyle, pencereden dışarıyı seyrederken okuyacağın, ruhunu okşayan bir kişisel gelişim kitabı değil. Bu, daha çok aynaya bakıp kendine ‘Ne işin var senin bu hallerde?’ diye sormana neden olacak cinsten. Kitabın başkarakteri Jiyan, bir medrese öğrencisi. Yani hani şu ‘modern’ dünyanın dayattığı tüm o frekans kirliliğine, ses karmaşasına rağmen içsel bir arayışta olan, ‘bütün sesleri duyabildiğinde bütün olaylar çözülür’ mottosuna inanan bir tip. Sen de sürekli ‘duyamıyorum, anlayamıyorum’ diye yakınırken, Jiyan’ın bir cinayete tanıklık etmesi ve onu çözmeye çalışması, üstüne bir de Niyaz’ın aşkını kazanma derdine düşmesi… Yetmezmiş gibi, bir de Abdurrahman Hoca’nın rehberliğinde kendi nefsini terbiye etme çabası var. Senin o ‘modern insan’ hallerine ne demeli peki? Hani şu ‘egosu güçlü ama rahatsız’ dediği tiplerden. Modern yaşamın tüm nimetlerinden faydalanıp, sonra da ‘ay çok yoruldum, çok bunaldım’ diye sızlananlardan. Jiyan, o gürültü kirliliğinin, frekans karmaşasının içinde bile bir yol bulmaya çalışırken, sen elindeki son model telefonla sosyal medyada gezinip ‘iyileşme’ hashtag’leriyle kendini avutuyorsun, değil mi? Gerçek iyileşme, öyle iki tıkla, üç beğeniyle olacak iş değilmiş meğer. Kitap diyor ki, ‘iyileşme’ sadece fiziksel değil, ruhsal ve zihinsel bir arınma. Yani öyle ‘detoks’ sularıyla falan olacak iş değil, bayağı bir iç hesaplaşma, bir nefis terbiyesi gerektiriyor. Abdurrahman Hoca’nın Jiyan’a yol göstermesi gibi, senin de bir Abdurrahman Hoca’ya ihtiyacın var belki de. Ya da en azından, Jiyan’ın hikayesinden biraz ders çıkarıp, o ‘gürültü’yü kısmayı denesen? Belki o zaman, sen de ‘bütün sesleri duyabildiğinde bütün
İyileşmeUğur Becerikli · Destek Yayınları · 20242 okunma
Kuru Gözle Çıkamadığım Kitap..
10/10
·304 syf.·
2026 87. kitabı
Ben nasıl bir kitap okudum arkadassss, içinde yok yok.. Sevgi, merhamet, acıma, inanç, kayboluş, yalnızlık, öfke, sessizlik, sevinç, huzur, umut.. Söyleyin bana kaç kitap tüm bu duyguları bağrında saklayabilir, kaç bahçe böyle çiçekleri gözlerinize serebilir, kac insan hepsini adım adım size sunabilir?.. Gözyaşlarıma hâkim olamadım.. arkada çalan "Rodrigo' nun gitar konçertosu" eşliğinde.. Meğer ne kadar acıkmışım duygu seline, beni boğacağını bile bile nasıl kulaç atmışım dalgalara, yine o suların yoğunluğunda nasıl da nefes alabilmişim, heyhat! Hayret.. Eseri okurken gözlerimin önüne gelen ayetlere ne demeli.. Tam sabrın tükeneceği yerde; "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah suresinin 5,6 Ayetlerinin yüreğime su serpmesi.. Eşlerin birbiri içinde uyumlarını gördükçe; aklıma gelen Rum süresinin 21. Ayeti.. "Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir." Kitabı okurken sanki boğulma riski sonrasında dalgalar beni kıyıya vurmuş, güneş tepeden kızıllığını göstermiş, ben kıyıda sırt üstü uzanmış, gözlerimi hafifçe kısarak güne bakıyorum.. derin ve aralıksız nefes alıyorum, ellerim kumların sıcaklığını okşarken yaşadığıma sonsuz hamd senâlar ediyorum, çünkü bu eserden kuru bir gözle, hafif kıvrılmayan bir dudakla, heyecanla atmayan bir kalple çıkamayacağınıza kefil olabilirim.. #Umut serisi denen bu eserin öncesinde yazarın Yusuf Yüzlü Demir Yürekli kitabıyla tanışmama vesile olan hayatıma soğuk bir kış günü ellerim soğuktan titrercesine usurken, ve çaresizce gözlerim boşluğu tararken güneş gibi doğan esraSultan'ıma çok teşekkür ederim.. kış soğuğunda güneşin değeri ne ise, ya da harlı bir odun ateşinin yüzüme vuran sıcaklığı ne ise, EsraSultan'ında küçücük çocuk
Asi ve MaviŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2019592 okunma
7/10
·560 syf.··
2026 18. kitabı
Romanın merkezinde su vardır; hem fiziksel bir unsur hem de hafızanın taşıyıcısı gibi. Su, geçmişi unutmayan bir varlık gibi tüm karakterlerin kaderine sızar. Gökyüzünde Nehirler Var üç ayrı insanı anlatıyor gibi görünür: Arthur, Züleyha ve Narin. Ama aslında üç farklı hayat değil, aynı suyun üç farklı çağda taşıdığı izler vardır. İlk hikâyede Viktorya dönemi Londrası’nda, yoksulluk içinde büyüyen Arthur’un hayatını takip ederiz. Kirli sokaklar, lağımlar ve hayatta kalma mücadelesi onun dünyasıdır. Ancak Arthur’un hayatı, Londra’daki British Museum’da çivi yazılı tabletlerle karşılaşmasıyla değişir. O an, binlerce yıl öncesine ait bir ses onun iç dünyasına dokunur. Mezopotamya’nın kadim metinleri, onun için yalnızca tarih değil, bir kaçış ve anlam arayışına dönüşür. İkinci hikâye Mezopotamya’ya uzanır. Antik şehirlerin, nehirlerin ve çivi yazısının dünyasında insanlık tarihinin en eski anlatılarıyla karşılaşırız. Burada su, sadece yaşam kaynağı değil; aynı zamanda mitlerin, destanların ve inancın taşıyıcısıdır. İnsanlık henüz kendini yeni yeni yazıya dökerken bile suyun etrafında bir anlam kurmaktır. Hikaye o kadar derin’ki Dönemsel bir kurgu bekliyor okuru Viktorya Dönemi Londra’sı ’ından Türkiye Dicle Nehrine Ezidiler konusu yer almakta Irak ‘taki kutsal laleş vadisi geçmekte.Mezopotamya uzanan uzun soluklu bir hikaye kil tabletlerin kayıp şiirlerini okuyan Arthur suyun kutsal izleri iç içe geçmekte
Gökyüzünde Nehirler VarElif Şafak · Doğan Kitap · 20251,726 okunma